yudum yudum sökülür aşkımız
yaşaran bir gözün suladığı gülücüktür
içinde bir özlem buzu erir kadehlerin
aşk
olduğu gibi durur
Evin Okçuoğlu
ŞİİR ÖYKÜ VE DENEMELERİM -GÖRSELLER
MERHABA KONUK ,
SAYFAMA HOŞ GELDİNİZ.
ŞİİR ÖYKÜ VE DENEMELERİM -GÖRSELLER
SAYFAMA HOŞ GELDİNİZ.
ŞİİR ÖYKÜ VE DENEMELERİM -GÖRSELLER
25 Ağustos 2011 Perşembe
19 Ağustos 2011 Cuma
YARA
gecenin sargısı çözülünce
akşamın soğuğuna sığınmış özlemlerimizdir
güneşin altında ısındıkça
acıtan
yakan
kavuran
15 Ağustos 2011 Pazartesi
UÇURTMA
kuyruklu yıldız değil
sadece gece uçurulan uçurtma bu aşk
ipi dolunaya sarılı
çek çek çek...
Evin Okçuoğlu
sadece gece uçurulan uçurtma bu aşk
ipi dolunaya sarılı
çek çek çek...
Evin Okçuoğlu
11 Ağustos 2011 Perşembe
Fear/Korku
FEAR
they don’t let us sing our folk songs Robeson
My pearly teeth African friend
My eagle winged canary
They do not let us sing our folk songs
they are afraid Robeson
afraid of dawn
of seeing, of hearing, and of touching
of crying as if having shower barebody under the rain
they are afraid of laughing as if biting a tight(hard) quince
they are afraid of loving, like our Ferhad
(you might have a Ferhad Robeson, What’s his name?)
they are afraid of seed and soil
of running water and of remembering
a friendly hand that asks for neither discount, nor commision or credit
has never settled into their palms as if a -free and easy- (hot) bird
they are afraid of hope Robeson, of hope, hope
they are afraid my eagle winged canary
Nazım Hikmet Ran
1948
Çeviri: Evin Okçuoğlu
KORKU
Bize türkülerimizi söyletmiyorlar Robeson
inci dişli zenci kardeşim
kartal kanatlı kanaryam
türkülerimizi söyletmiyorlar bize.
Korkuyorlar Robeson
şafaktan korkuyorlar,
görmekten, duymaktan, dokunmaktan korkuyorlar.
Yağmurda çırçıplak yıkanır gibi ağlamaktan,
sımsıkı bir ayvayı dişler gibi gülmekten korkuyorlar.
Sevmekten korkuyorlar, bizim Ferhad gibi sevmekten
(Sizin de bir Ferhad'ınız vardır, elbet Robeson, adı ne?)
Tohumdan ve topraktan korkuyorlar,
akan sudan ve hatırlamaktan korkuyorlar.
Ne iskonto, ne komisyon, ne vade isteyen bir dost eli
sıcak bir kuş gibi gelip konmamış ki avuçlarının içine.
Ümitten korkuyorlar Robeson, ümitten korkuyorlar, ümitten.
Korkuyorlar kartal kanatlı kanaryam
türkülerimizden korkuyorlar.
Nazım Hikmet Ran
they don’t let us sing our folk songs Robeson
My pearly teeth African friend
My eagle winged canary
They do not let us sing our folk songs
they are afraid Robeson
afraid of dawn
of seeing, of hearing, and of touching
of crying as if having shower barebody under the rain
they are afraid of laughing as if biting a tight(hard) quince
they are afraid of loving, like our Ferhad
(you might have a Ferhad Robeson, What’s his name?)
they are afraid of seed and soil
of running water and of remembering
a friendly hand that asks for neither discount, nor commision or credit
has never settled into their palms as if a -free and easy- (hot) bird
they are afraid of hope Robeson, of hope, hope
they are afraid my eagle winged canary
Nazım Hikmet Ran
1948
Çeviri: Evin Okçuoğlu
KORKU
Bize türkülerimizi söyletmiyorlar Robeson
inci dişli zenci kardeşim
kartal kanatlı kanaryam
türkülerimizi söyletmiyorlar bize.
Korkuyorlar Robeson
şafaktan korkuyorlar,
görmekten, duymaktan, dokunmaktan korkuyorlar.
Yağmurda çırçıplak yıkanır gibi ağlamaktan,
sımsıkı bir ayvayı dişler gibi gülmekten korkuyorlar.
Sevmekten korkuyorlar, bizim Ferhad gibi sevmekten
(Sizin de bir Ferhad'ınız vardır, elbet Robeson, adı ne?)
Tohumdan ve topraktan korkuyorlar,
akan sudan ve hatırlamaktan korkuyorlar.
Ne iskonto, ne komisyon, ne vade isteyen bir dost eli
sıcak bir kuş gibi gelip konmamış ki avuçlarının içine.
Ümitten korkuyorlar Robeson, ümitten korkuyorlar, ümitten.
Korkuyorlar kartal kanatlı kanaryam
türkülerimizden korkuyorlar.
Nazım Hikmet Ran
7 Ağustos 2011 Pazar
YATAĞINDAN DÖNMEYEN
çığlık çığlığa duyuldu
kaygı kaynağından
ölüm getiren ses:
durduramıyoruz bari diyordu
değiştirelim ırmakların yolunu
akışları bulandırıp bozalım
yatağından döndürelim
sosyalizme yönelimi
kana kana dönsün kanla
karınları günübirlik doya doyura
onurdan çala çala
dönsün yatak
kıvrılsın karşı devrim safına
işgalin adı satın alma
santral bahanesi
ağaçlar düşsün bir bir
demir tavında dövülsün
yıllara yayılsın ölüm diyordu
durduramıyoruz bari
değiştirelim ırmakların yolunu
sessiz
çaresiz bir an oldu
birikti su taşasıya
yatağından belli oldu emeğin gücü
kan ter
içinde çizdi yolu
taştı bendinden
taşırdı kendini
çevirdi yatağının yönünü
tarihin gizil gücü
evet mührünü sildi
attı yeter imzasını
darmadağın oluncaya
düşman yatağı
kaynadı
yatağı döndürülemeyen su
kaynadı kazan
kalktı eller
indi eller
düştü
düş çürütenler
aklın yönü
düşlerin yönü
hep aynı umudun rotasında
Evin Okçuoğlu
2 Ağustos 2011 Salı
UMUDUN ROTASI
Sevgili,
Umudun rotasına girmişim, son kez çökmekte olan düzeneğe geriye dönüp bakıyorum. Akıldışı, bilimdışı, insanlık dışı emirler toz duman içinde yığılıyor üst üste. Özlem dindiren düşlerimizin aşındırdığı çimenlerin patikasındayım. Gür akışlı bir düşünce birikiyor çevremde.
Derin soluklarla, sessizce büyüyor tarihin görev düşürdüğü güç. Aynı öyküleri yaşıyoruz ama başka ülkeler giriyor araya, başka sayfalarda çürüyor yaprak. Başka başka dillerde aynı isyan parıltısı çakıyor.
Delişmen bir ıslık tutturmuş, gidiyor aklım başımdan, seninle aynı dilde, aynı öyküde çoğalıyor gülüşlerimiz. Gülüşümüz göz pınarında durgun su oluyor. Gülüşümüz, dudak kıvrımlarımızda yol alıyor.
Yaz ilerliyor sevgili. Nedensiz deniz kabukları biriktiriyorum. Yosunlar takılıyor aklıma. Kumdan kaleleri hınzır düşüncelerle yıkıyorum.
Umudun rotası günden güne netleşerek hep yerinde duruyor.
Aşkım kadar yakındır en güzel gün, diye diye şekilleniyor yol: Artık örtüşmüş büyük düşlerle düşüncelere doğru serpiliyor.
Evin Okçuoğlu
Umudun rotasına girmişim, son kez çökmekte olan düzeneğe geriye dönüp bakıyorum. Akıldışı, bilimdışı, insanlık dışı emirler toz duman içinde yığılıyor üst üste. Özlem dindiren düşlerimizin aşındırdığı çimenlerin patikasındayım. Gür akışlı bir düşünce birikiyor çevremde.
Derin soluklarla, sessizce büyüyor tarihin görev düşürdüğü güç. Aynı öyküleri yaşıyoruz ama başka ülkeler giriyor araya, başka sayfalarda çürüyor yaprak. Başka başka dillerde aynı isyan parıltısı çakıyor.
Delişmen bir ıslık tutturmuş, gidiyor aklım başımdan, seninle aynı dilde, aynı öyküde çoğalıyor gülüşlerimiz. Gülüşümüz göz pınarında durgun su oluyor. Gülüşümüz, dudak kıvrımlarımızda yol alıyor.
Yaz ilerliyor sevgili. Nedensiz deniz kabukları biriktiriyorum. Yosunlar takılıyor aklıma. Kumdan kaleleri hınzır düşüncelerle yıkıyorum.
Umudun rotası günden güne netleşerek hep yerinde duruyor.
Aşkım kadar yakındır en güzel gün, diye diye şekilleniyor yol: Artık örtüşmüş büyük düşlerle düşüncelere doğru serpiliyor.
Evin Okçuoğlu
27 Temmuz 2011 Çarşamba
KAOS
anlamsız oyuklara derin anlamlar gizlemişsin
balık hafızaların kahramanlarına ithaf sözlerin
delik deşik paradoksların
kargacık burgacık ünlemlerle süslü
gel vazgeçelim kerevize enginar süsü vermekten
sıcak sayıklamaların baygın bakışında
ağır toplara nişan almış öyküler yazalım
işporta sofrasından kalma gariban cümleleri
ihanet kavşağında unuttuk çoktan
artık edebiyat hepimiz kardeşize terfi
balık hafızaların kahramanlarına ithaf sözlerin
delik deşik paradoksların
kargacık burgacık ünlemlerle süslü
gel vazgeçelim kerevize enginar süsü vermekten
sıcak sayıklamaların baygın bakışında
ağır toplara nişan almış öyküler yazalım
işporta sofrasından kalma gariban cümleleri
ihanet kavşağında unuttuk çoktan
artık edebiyat hepimiz kardeşize terfi
16 Temmuz 2011 Cumartesi
AYSIZIM
1
gece çok sessiz
aşk duyulmuyor
dolunay mührü akıyor denize
eriyor sözler
sessizce
yıldız patlamaları gizliyorum
2
dolunaylı gecelerde
kıpırdaşan sulara
yürek oltaları atılmış
ucunda bir damla keder
kâh biz şiir yakalarız
kâh şiir bizi yakalar
3
unut gitsin bu tutkuyu
çatlasın gökyüzünün buz aynası
yaradan bıçağı çekip al artık
aksın şiir oluk oluk
sorun değil
Evin Okçuoğlu
3 Temmuz 2011 Pazar
HER ŞEY EĞRİYDİ
her şey eğriydi
kuruldu başımıza ihanet
yüz sürdü
baş eğdi düşmana
düşman ki tüm kıtalarda
boydan boya işgal
bir uçtan bir uca
ihanetle kucak kucağa
her şey eğriydi
sözler
kurumlar
ve
kurum kurum kurulanlar
makamlara
her şey eğriydi
taşeron işi hesaplar
döküldü ortaya
iskelesi sökük
naylon sendika
direnişler bir başınaydı ama
doludizgin birikti kin
dehşetle bakan çocukta
şiddete direnen kadında
aşsız işsiz adamda
birikti
doludizgin gürlemek için
her şey eğriyken
kuruldu sandık
zıddını doğuran doğa
doğurdu doğruyu
sandıktan geçti kavga
çığ oldu büyüdü
yürüdü
bilinçle
bilimle yürüdü
tırmandı
koştu
sonsuza dek sildiği
köhne düşüngü
Evin Okçuoğlu
2 Temmuz 2011 Cumartesi
KIZIL ve MAVİ
pencerelerde
yangın batışlı güneş
akşam üzerleri
ışınlar yalayıp geçtikçe
şımaran ağaç yaprakları
güneşin boyadığı deniz
denizden dökülen köpüklü kahkaha
dalga dalga sönen heves
karartamaz yüreğimi
yatışması zor
balık istifi dizdiğim
duygu yoğunluğu
avuç avuç kum fırlattığım
kıyısı sensiz
dibi sensiz mavilik
içime sızım sızım sızan
kızıl akşam tazeliği
Evin Okçuoğlu
yangın batışlı güneş
akşam üzerleri
ışınlar yalayıp geçtikçe
şımaran ağaç yaprakları
güneşin boyadığı deniz
denizden dökülen köpüklü kahkaha
dalga dalga sönen heves
karartamaz yüreğimi
yatışması zor
balık istifi dizdiğim
duygu yoğunluğu
avuç avuç kum fırlattığım
kıyısı sensiz
dibi sensiz mavilik
içime sızım sızım sızan
kızıl akşam tazeliği
Evin Okçuoğlu
18 Haziran 2011 Cumartesi
KAYNAŞMA
Kaynaşma olası mı senle
sen ki una değil karadumana bulaşmış
ihanet oltasında bir balık
kaynaşma meydanları ise kıpır kıpır
olası mı tutması dokuların
bünyenin atmaması olası mı
gizlenen yüzler
bir bir görünür
maskeleriniz kaynaşır ancak
umut kırıcılık kaynaşır
diz üstü durdurucu
onur kırıcılıkla
hayatın gerçeğinde kaynaşma var
kırılma hattı sıkışan coğrafyalarda
dokusunda emek gücü
kıpır kıpır
Evin Okçuoğlu
5 Haziran 2011 Pazar
İŞÇİ SINIFI ACILARDAN GEÇE GEÇE DOĞRUYU BULACAK

İŞÇİ SINIFI ACILARDAN GEÇE GEÇE DOĞRUYU BULACAK
Yıldırım Koç
Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre Türkiye’de gelir getirici bir işte çalışanların yüzde 61,4’ü ücretli; en geniş tanımıyla, işçi sınıfı. Sayıları 14 milyonu aşan bu toplumsal sınıfın işçi ve kamu çalışanı sendikalarında örgütlü kesimi ise, en iyi yorumla, 2 milyonun biraz altında.
İşçi sınıfımızın çok çok büyük bölümü 12 Haziran genel seçimlerinde sınıf çıkarlarını göz önünde bulundurarak oy kullanmayacak.
Bazıları inancını temel kabul ederek oy verecek. İnanç kimliğini öne çıkarma eğilimi Sünniler arasında da, Aleviler arasında da yaygın. Birincisinde cemaatlerin ve tarikatların şeyhleri var, diğerinde dedeler.
Bazıları etnik kimliğini temel kabul ederek oy verecek. Bölücü terör örgütü ve yandaşları ırkçı bir anlayışla bu kimliği öne çıkarıyor. Ayrıca, Kürt kökenli işçiler arasında aşiret reislerinin kararlarına uyanlar da az değil.
Bazıları dededen babadan bağlandıkları partilere oy verecek. “Rahmetli babam vefat ederken vasiyet etmişti, bu partiden şaşma” diyerek oy kullanacak. Bazıları, “bizim köy oldum olası bu partidendir, parti değiştirmek ayıp olur” diyecek.
Bugün ne yazık ki işçi sınıfımızın çok küçük bir bölümü, sınıf çıkarlarını temel alan tercihler yapacak; siyasal partilerin işçi sınıfına yönelik tavrını dikkate alacak. Sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya özlemimizi paylaşanların sayısı ise daha da az olacak.
Olsun.
Biz haklıyız. İnsanları kulluktan kurtulmuş bağımsız bir Türkiye’yi, laik ve demokratik cumhuriyeti, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünyayı isteyenler haklı.
Bugün kapitalist düzenin ve hatta daha geri düzenlerin partilerine oy verenler, hayatın acı deneyimlerinden geçe geçe doğruyu bulacak.
İnanç temelinde tercih yapanlar, sermayedar sınıfın böyle bir ayrım yapmadığını öğrenecek; inanç temelli yaklaşımların işçi sınıfının gücüne büyük darbe indirdiğini görecek.
Etnik köken temelinde tercih yapan ırkçılar, sermayedar sınıfın ırkçılığı nasıl aşmış olduğunu gördüğünde, işçi sınıfı epey bölünmüş ve belki de ülke kan gölüne dönmüş olacak.
Seçim meydanlarında işsizlikten, yoksulluktan, yolsuzluklardan yakınılıyor.
İşsizliğin sorumlusu da, yoksulluğun sorumlusu da, yolsuzlukların sorumlusu da kapitalist düzendir ve Türkiye’de kapitalist sömürü düzenini ayakta tutan emperyalizmdir.
Kapitalistlerle hesaplaşmadan işsizlik sorunu çözülebilir mi; gerçek ücretler artırılabilir mi; insanca yaşama ve çalışma koşulları sağlanabilir mi?
Vaatlerde bulunanlar kapitalistlerden hiç söz etmiyor. İşçi sınıfımızdan birçok insan da seçim meydanlarında bu konuşmaları yapanları alkışlıyor.
Seçimler bitecek; sınıf mücadelesi sürecek.
Sermayedar sınıf, işçi sınıfının haklarına yönelik saldırısına daha bir güçle devam edecek. Fasılalarla sürmekte olan ekonomik kriz etkisini daha fazla hissettirecek. Bırakın kazanımların korunmasını, yeni yeni kayıplar gündeme gelecek. O zaman yine birçok işçi, “ellerim kırılsaydı da onlara oy vermeyeydim” diyecek.
İşçi sınıfımız bu süreçte en önemli kimliğinin sınıf kimliği olduğunu, inanç ve etnik köken kimliğini öne çıkartanların işçi sınıfına en büyük darbeyi indirdiğini yaşayarak öğrenecek.
Tekel işçilerinin aylık giydirilmiş ücretleri yaklaşık 2 bin lirayken, yaklaşık 700 liraya güvencesiz bir biçimde indirilmesi gündeme geldiğinde, işçiler, inanç, etnik köken, siyasal görüş farklılıklarını geri plana atarak, sınıf kimliği etrafında birleşmişti.
Kapitalizmin genel seçimler sonrasında gerçekleşecek yeni saldırısı, işçilerimize, “kendim ettim kendim buldum” dedirtecek; yaşayarak öğretecek. Galiba da sınıf mücadelesi başka türlü öğrenilmiyor.
3 Haziran 2011 Cuma
YAZ AKŞAMLARI

YAZ AKŞAMLARI
yaz akşamları
denizde kızıl dalgalar
iğde kokusuyla sarmaş dolaş
çocuk ağlaması karışan
bir isyan yatıştırırım içimde
dudağımın suskun kıvrımında sabır
göz bebeğimde
aşk rengin gezinir
sevinç tortularıyla
okşar sesim sesini
aşk yüklü bulutlar çarpar
düş delen zirvelerime
şiirden bir köprüyle geçilir sana
aşktan kelepçe soyutlamasıyla
kanatırım yüreğimi
sızım sızım özlem damıtırım
gül yaprağı dökerim yamaçlarımdan
yaz akşamları
yoğunlaşmış bir sözdür
“sevgili”
27 Mayıs 2011 Cuma
“Goya'nın Hayaletleri” için

İÇİ GÖRÜNEN ŞİİRLER ADLI KİTABIMDAN ALINTILADIĞIM BU ŞİİRİMDE,
ENGİZİSYON İŞKENCESİNDE SUÇUNUN NE OLDUĞUNU BİLMEYEN VE KONUŞTURULMAK İSTENEN KADINLA (İNES) BUGÜNÜMÜZE BAĞLANTI KURUYORUM...
NEYİ İTİRAF EDEYİM GERÇEK NEDİR BANA GERÇEĞİN NE OLDUĞUNU SÖYLEYİN DİYE YÜKSELEN ÇIĞLIĞI DUYUN.
ORTAÇAĞI GERİ GETİRMEK İSTEYENLERİ TARİHİN ÇÖPLÜĞÜNE ATIYOR, O ÇIĞLIĞIN İZİNİ SÜRÜYORUM.
GERÇEK, TÜM IŞILTISI İLE İLERİYE DOĞRU OLAN AKIŞTIR. DURDURULAMAYACAK.
ERGENİSYON SANIKLARINA İTHAFTIR.
FİLM: GOYA'S GHOSTS (2006)
“Goya'nın Hayaletleri” için
“Bana gerçeği söyle!”
Kirli bir yolculuktu
Kutsal odalardan yayıldı irinli lekeler
İzleri solan gülüşlerde saklandı
Ortasındaydık zamanın ve değişti her şey
Eller değişti öpülen eller, tapılan eller ve hükmeden
Tarihin mahzeninde çürüdü masumiyet
Demir kapılar açılıp kapandı bir bir
Göründü hükmedişin can alıcı ağzı
Ateş püskürdü saflığa, kırık dökük umuda
Saçı sakalı kanı canıyla insana
Anası bebesiyle sevdanın üstüne yürüdü
Kol gezdi bir hayalet tarihin içinde
Yakarak geçti içinden zamanın
Sorgularıyla gerilen bilekler büküldü
Başı sonu belirsiz oyun oyun içinde
İnancın ve inançsızlığın sallanan bedeniydi ellerde dalgalanan
İzi kandı
İzi kaldı bu kirli yolculuktan.
(2007)
Evin Okçuoğlu
18 Mayıs 2011 Çarşamba
Zirve
11 Mayıs 2011 Çarşamba
8 Mayıs 2011 Pazar
4 Mayıs 2011 Çarşamba
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












