ŞİİR ÖYKÜ VE DENEMELERİM -GÖRSELLER

MERHABA KONUK ,

SAYFAMA HOŞ GELDİNİZ.


ŞİİR ÖYKÜ VE DENEMELERİM -GÖRSELLER

18 Haziran 2011 Cumartesi

KAYNAŞMA



Kaynaşma olası mı senle
sen ki una değil karadumana bulaşmış
ihanet oltasında bir balık
kaynaşma meydanları ise kıpır kıpır

olası mı tutması dokuların
bünyenin atmaması olası mı
gizlenen yüzler
bir bir görünür

maskeleriniz kaynaşır ancak
umut kırıcılık kaynaşır
diz üstü durdurucu
onur kırıcılıkla
hayatın gerçeğinde kaynaşma var
kırılma hattı sıkışan coğrafyalarda
dokusunda emek gücü
kıpır kıpır

Evin Okçuoğlu

5 Haziran 2011 Pazar

İŞÇİ SINIFI ACILARDAN GEÇE GEÇE DOĞRUYU BULACAK


İŞÇİ SINIFI ACILARDAN GEÇE GEÇE DOĞRUYU BULACAK

Yıldırım Koç

Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre Türkiye’de gelir getirici bir işte çalışanların yüzde 61,4’ü ücretli; en geniş tanımıyla, işçi sınıfı. Sayıları 14 milyonu aşan bu toplumsal sınıfın işçi ve kamu çalışanı sendikalarında örgütlü kesimi ise, en iyi yorumla, 2 milyonun biraz altında.
İşçi sınıfımızın çok çok büyük bölümü 12 Haziran genel seçimlerinde sınıf çıkarlarını göz önünde bulundurarak oy kullanmayacak.
Bazıları inancını temel kabul ederek oy verecek. İnanç kimliğini öne çıkarma eğilimi Sünniler arasında da, Aleviler arasında da yaygın. Birincisinde cemaatlerin ve tarikatların şeyhleri var, diğerinde dedeler.
Bazıları etnik kimliğini temel kabul ederek oy verecek. Bölücü terör örgütü ve yandaşları ırkçı bir anlayışla bu kimliği öne çıkarıyor. Ayrıca, Kürt kökenli işçiler arasında aşiret reislerinin kararlarına uyanlar da az değil.
Bazıları dededen babadan bağlandıkları partilere oy verecek. “Rahmetli babam vefat ederken vasiyet etmişti, bu partiden şaşma” diyerek oy kullanacak. Bazıları, “bizim köy oldum olası bu partidendir, parti değiştirmek ayıp olur” diyecek.
Bugün ne yazık ki işçi sınıfımızın çok küçük bir bölümü, sınıf çıkarlarını temel alan tercihler yapacak; siyasal partilerin işçi sınıfına yönelik tavrını dikkate alacak. Sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya özlemimizi paylaşanların sayısı ise daha da az olacak.
Olsun.
Biz haklıyız. İnsanları kulluktan kurtulmuş bağımsız bir Türkiye’yi, laik ve demokratik cumhuriyeti, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünyayı isteyenler haklı.
Bugün kapitalist düzenin ve hatta daha geri düzenlerin partilerine oy verenler, hayatın acı deneyimlerinden geçe geçe doğruyu bulacak.
İnanç temelinde tercih yapanlar, sermayedar sınıfın böyle bir ayrım yapmadığını öğrenecek; inanç temelli yaklaşımların işçi sınıfının gücüne büyük darbe indirdiğini görecek.
Etnik köken temelinde tercih yapan ırkçılar, sermayedar sınıfın ırkçılığı nasıl aşmış olduğunu gördüğünde, işçi sınıfı epey bölünmüş ve belki de ülke kan gölüne dönmüş olacak.
Seçim meydanlarında işsizlikten, yoksulluktan, yolsuzluklardan yakınılıyor.
İşsizliğin sorumlusu da, yoksulluğun sorumlusu da, yolsuzlukların sorumlusu da kapitalist düzendir ve Türkiye’de kapitalist sömürü düzenini ayakta tutan emperyalizmdir.
Kapitalistlerle hesaplaşmadan işsizlik sorunu çözülebilir mi; gerçek ücretler artırılabilir mi; insanca yaşama ve çalışma koşulları sağlanabilir mi?
Vaatlerde bulunanlar kapitalistlerden hiç söz etmiyor. İşçi sınıfımızdan birçok insan da seçim meydanlarında bu konuşmaları yapanları alkışlıyor.
Seçimler bitecek; sınıf mücadelesi sürecek.
Sermayedar sınıf, işçi sınıfının haklarına yönelik saldırısına daha bir güçle devam edecek. Fasılalarla sürmekte olan ekonomik kriz etkisini daha fazla hissettirecek. Bırakın kazanımların korunmasını, yeni yeni kayıplar gündeme gelecek. O zaman yine birçok işçi, “ellerim kırılsaydı da onlara oy vermeyeydim” diyecek.
İşçi sınıfımız bu süreçte en önemli kimliğinin sınıf kimliği olduğunu, inanç ve etnik köken kimliğini öne çıkartanların işçi sınıfına en büyük darbeyi indirdiğini yaşayarak öğrenecek.
Tekel işçilerinin aylık giydirilmiş ücretleri yaklaşık 2 bin lirayken, yaklaşık 700 liraya güvencesiz bir biçimde indirilmesi gündeme geldiğinde, işçiler, inanç, etnik köken, siyasal görüş farklılıklarını geri plana atarak, sınıf kimliği etrafında birleşmişti.
Kapitalizmin genel seçimler sonrasında gerçekleşecek yeni saldırısı, işçilerimize, “kendim ettim kendim buldum” dedirtecek; yaşayarak öğretecek. Galiba da sınıf mücadelesi başka türlü öğrenilmiyor.

3 Haziran 2011 Cuma

YAZ AKŞAMLARI


YAZ AKŞAMLARI

yaz akşamları
denizde kızıl dalgalar
iğde kokusuyla sarmaş dolaş
çocuk ağlaması karışan
bir isyan yatıştırırım içimde

dudağımın suskun kıvrımında sabır
göz bebeğimde
aşk rengin gezinir

sevinç tortularıyla
okşar sesim sesini
aşk yüklü bulutlar çarpar
düş delen zirvelerime

şiirden bir köprüyle geçilir sana
aşktan kelepçe soyutlamasıyla
kanatırım yüreğimi
sızım sızım özlem damıtırım
gül yaprağı dökerim yamaçlarımdan
yaz akşamları
yoğunlaşmış bir sözdür
“sevgili”

27 Mayıs 2011 Cuma

“Goya'nın Hayaletleri” için




İÇİ GÖRÜNEN ŞİİRLER ADLI KİTABIMDAN ALINTILADIĞIM BU ŞİİRİMDE,
ENGİZİSYON İŞKENCESİNDE SUÇUNUN NE OLDUĞUNU BİLMEYEN VE KONUŞTURULMAK İSTENEN KADINLA (İNES) BUGÜNÜMÜZE BAĞLANTI KURUYORUM...
NEYİ İTİRAF EDEYİM GERÇEK NEDİR BANA GERÇEĞİN NE OLDUĞUNU SÖYLEYİN DİYE YÜKSELEN ÇIĞLIĞI DUYUN.
ORTAÇAĞI GERİ GETİRMEK İSTEYENLERİ TARİHİN ÇÖPLÜĞÜNE ATIYOR, O ÇIĞLIĞIN İZİNİ SÜRÜYORUM.
GERÇEK, TÜM IŞILTISI İLE İLERİYE DOĞRU OLAN AKIŞTIR. DURDURULAMAYACAK.
ERGENİSYON SANIKLARINA İTHAFTIR.
FİLM: GOYA'S GHOSTS (2006)

“Goya'nın Hayaletleri” için
“Bana gerçeği söyle!”

Kirli bir yolculuktu
Kutsal odalardan yayıldı irinli lekeler
İzleri solan gülüşlerde saklandı

Ortasındaydık zamanın ve değişti her şey
Eller değişti öpülen eller, tapılan eller ve hükmeden
Tarihin mahzeninde çürüdü masumiyet

Demir kapılar açılıp kapandı bir bir
Göründü hükmedişin can alıcı ağzı
Ateş püskürdü saflığa, kırık dökük umuda
Saçı sakalı kanı canıyla insana
Anası bebesiyle sevdanın üstüne yürüdü

Kol gezdi bir hayalet tarihin içinde
Yakarak geçti içinden zamanın
Sorgularıyla gerilen bilekler büküldü
Başı sonu belirsiz oyun oyun içinde
İnancın ve inançsızlığın sallanan bedeniydi ellerde dalgalanan
İzi kandı
İzi kaldı bu kirli yolculuktan.

(2007)
Evin Okçuoğlu

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Zirve


Zirve

son perdesinde hayat
çocuksu bir sus işaretidir
suskunluğu
bir ağaç gövdesi
suya dalan bakış
dinginliğidir
tek tanığım gözlerin
erişimsiz şenliğim
kavuşmasız zirvem

senden çıkar yola
dizinin dermanı sendendir
ve sana varır sonunda
Evin Okçuoğlu

11 Mayıs 2011 Çarşamba

imza günü

EVİN OKÇUOĞLU
İMZA GÜNÜ
14-15 MAYIS
YOĞURTÇU PARKI
KADIKÖY

PAÇAVRA


her kıtanın kanı
kurumuş üstünde
gözyaşında yıkanmış
kurumuş sonra
kederin kavuran sıcağında
çoktan eskimiş
devri dolmuş
yama tutmaz bu paçavra
delik deşik liğme liğme
dokunsak dağılacak
küresel bela

Evin Okçuoğlu

30 Nisan 2011 Cumartesi

TOPRAK SU GİBİDİR DEVRİM KAÇINILMAZ


TOPRAK SU GİBİDİR DEVRİM KAÇINILMAZ

alın terinden yağmur bulutu birikiyor
güneş kar topluyor karanlık madenlerde
dereler denize dipçik inişinde gürülderken
sınıf kini eritirken demirci
toprağı deşerek biniyorum öfkeme
yüzlerce yılın hırsı kök söküyor tarlada
devrim lavlarına kapılıyor titrek cılız ihanet
puslu sabahı yırtarken sesimiz
parlıyor haykırışımızın gücü
sonsuz devinimin içi sığmıyor içine
insanlık sayfasına ısınıyor içimiz
kaynaşıyor enternasyonal toprakla

Evin Okçuoğlu

27 Nisan 2011 Çarşamba

BU BİR BÜYÜDÜR

Eyy yeryüzünde söylenmiş, tarih sayfalarında uyuklayan en güzel sözler, hepiniz gelin. yeryüzünü kaplayın. Eyy yürekleri burkan sihirli sözler, acıların tınısı ey, yeryüzünde nerede söylenmiş olursanız olun, hangi dilde hangi aksanda olursa olsun gelin. Tüm coğrafyalardan alın başınızı gelin. Bugün söylenenler yetmiyor. Bütün kültürlerin harcını katıyorum birbirine ki insanlığın zulme karşı duruşundan bir anıt olsun. Değil mi ki insan aklı ve yüreği bir eser verdi, yıkılsa da o anıtın soyutu yeter. şair büyüsü tutar. işte diliyorum. Dünyanın tüm sanatları ile yükselen en güzel güç, yok edici yıkıcı, kan emici, zalimin üzerine olsun.

Evin Okçuoğlu

2 Nisan 2011 Cumartesi

GÜLÜŞÜM


Gülüşüm

gecedir
el etek çekişirken loş sokaklar
bir martı çığlığı düşer denize
tüm ezgiler başına toplanır
yabanıl eller
uzaktan da uzak
nasıl olur bir çığlığı okşamak

mavisi kararmış göğün altında
akşamla örtünür şehir inceden
renk renk şıkır şıkır neonlar yanar
yanar dağlanır
zifiriye çalar sular
sulara gömülmüş çığlık kanar
blues susar birden bire
gece, tepeden tırnağa sen
gamze gamze yıldız serper gülüşüme






Evin Okçuoğlu

30 Mart 2011 Çarşamba

YABAN OTUDUR YOKLUĞUN




aşktan önce son çıkışta
bekleşir yürek
düşsel kavuşma kavşağında
demir leblebidir sabır
sallanan diş er geç kırılır

sığamaz yerine
atar kendini dışarı
yola düşer yüreğim
ufka küfür savurur
ağaçlara dallara takılır
tökezlerim
gömülmüş iyice
görünmez depremim
özlemle aşkla titreşim

sormak isterim sana
bahar dalı
kabarık toprak
anlat gizini
hangi sıcaklık patlatır tomurcuğu
kaç oranında su yürür damara

öğret ki
sıcaklığımı vereyim
tomurcuk kesileyim
dayanayım uzaklıklara
ışıtmadığın karanlığa
ıssız soğuklara

yokluğun uçsuz bucaksız
diz boyu yaban otudur
söke söke kavuşulur
sökülmez aşkın içimden
yorgun düşer şiir
açar en güzel gün için çiçeğini



Evin Okçuoğlu