Bu toprakların gerçek sahibi bu topraklarda doğup büyüyen ve bu topraklardan başka bir coğrafyada yaşamak şansına sahip olmayan buranın insanlarıdır. Bu insanların ve dahi bunların bağrından çıkan komünistlerin bu yurda, vatana sahip çıkmasından daha doğal başka bir şey olamaz. Son dönemde kavram kargaşaları yaratılarak ortalığın toza dumana boğulması emperyalist tekellerin politikalarına hizmet etmektedir. Ulus devletlerin parçalanmasına yönelik emperyalist planları ABD resmi ağızları açık açık deklare ediyorken bunun önüne dikilmek onların oyununu bozacaktır. Ancak tuttukları yolun zorluğunu Irak’da, Afganistan’da Lübnan’da görmüş olan emperyalistler öncelikle direnç noktalarının ortadan kaldırılması için toplumun yapısal bozunumunu sağlarken, öte yandan iplerini elinde tuttuğu AKP ve onun destekçileri ile yönetimsel düzenlemeleri yapmaktadır. Muhtemel direnç noktalarını da politik söylem kirliliğini de işin içerisine katarak manüple etmektedir. Bu noktada her soydan ve renkten işbirlikçileri ile yurtseverlik kavramını, vatan sevgisini asıl sahip çıkması gerekenlerin ağzı ile lanetleyerek saldırılarını sürdürüyor. Ülkesine sahip çıkmak, ülkesinin insanını sevmek, yaşadığın topraklara sahiplenmek ne zamandan beri komünistler tarafından lanetlenmiş olarak kabul edilmeye başladı, bana bunu söyleyecek kimse var mı acaba? Ya da şöyle diyelim; vatanını sevmek, ülkesinin insanını sevmek, yaşadığı toprakların sahibi olmayı istemek hakkı, herkesten önce işte bu ülkede yaşayıp da ortaya çıkartılmış olan tüm zenginlikleri yaratırken, canını dişine takarak çalışan ama emeğine el konulan işçi sınıfına ve emekçi halkımıza aittir. Türkiye’de var olan zenginliklerin yaratıcısı olan işçi sınıfı ve emekçi yığınların bu zenginliklerin üzerinde oturanlardan daha mı az sevmesi gerekiyor bu vatanı. Burjuvazinin sevgisi sömürdükçe, talan ettikçe artan zenginlikleri içindir. Bu sevgilerine ne tür bir kılıf uydururlarsa uydursunlar tek sebebi budur. İşte arasındaki bu farkı göremeyenler ya da görmek istemeyenler önce kendilerinin komünistliğine dönüp bir daha baksınlar. Eğer yurtsever olursan enternasyonalist olamazsın ya da enternasyonalizm yurtseverliği reddeder mantığına kadar dayanan bu yaklaşım özünde, tek tek ülkelerde ve küresel boyutta emperyalistlerin değirmenine su akıtır. Yurtseverliği enternasyonalizmin karşısına koymak emperyalistlerin ağzı ile politika yapmaktır. Onların yapmak istediği de zaten budur. Yurtseverliği işte bu söylemlerle sınıf ideolojisi ile çarpıştırarak içini boşaltıp milliyetçiliğe eklemlemek. Böylece asıl olan antiemperyalist savaşın sınıf ekseninden uzaklaştırılması sayesinde nihai darbenin vurulmasıyla mutlak sonun hazırlanmasıdır. Kapitalizmin özünü oluşturan artı değeri yaratanların elleri ile ortaya çıkarttığı tüm değerlerin yavaş yavaş değil artık bir çırpıda bir daha üzerinde sınıfsal hak iddia edilmesini de nihai olarak ortadan kaldıracak olan bu politikalara karşı olmak, karşı olması gerekenlerin önünde yürüyerek yol göstermek komünistlik görevidir. Sınıfsaldır. Sınıf savaşının ta kendisidir. Kurulurken canını verdiği, kurulduktan sonra yarattığı zenginliklere, emeğine el konulduğu bu ülkenin emekçi halkının bu değere top yekün sahip çıkması tekellerin hesaplarını hem ülkemizde ve hem de küresel çapta boşa çıkartacaktır. Bu, emperyalistlerin korkulu rüyasıdır. Kendi yurduna sahip çıkmayan enternasyonalist değerlere nasıl sahip çıkacaktır. Bir gerçeği değiştirmek şansımız yok, bu ülkede yaşayan, sömürülen proletarya bu ülkenin tekellerine ve küresel sermayeye karşı savaşacaktır. Bu ülkeye sahip çıkacak olan proleterya tekellerin oyununu bozacaktır. Böylece enternasyonalizm adına yapabileceği en önemli işi gerçekleştirmiş olacaktır. İşte yurtseverliğin enternasyonalizm ile buluşma noktalarından en önemlisi budur. Bizim ülkemizde sınıf savaşını Türkiye emekçi halkları, Türk ve Kürt halkları birlikte vermek zorundadır. Bunun haricinde enternasyonalist dayanışma dahi olsa komşu ülkenin proletaryası bizim için devrim yapamaz. Biz de onlar için yapamayız. Ama kendi topraklarında emperyalist tekelleri yenilgiye uğratmış bir ülke halkı bizim için ve dünya halkları için yapabileceği en iyi enternasyonalist dayanışmayı göstermiş olacaktır. Yani vatan sevgisi, yurtseverlik öylesine uydurulmuş işine gelenin lazım olduğu gibi çekip sündürerek kullanabileceği lastik gibi bir malzeme değildir. Ama bir furyadır gidiyor. Ya gerçekten bilmeden ortamda yaratılan manüplasyondan etkilenerek birçok insan bu kavramlar girdabında boğuşup duruyor ya da belli bir yerlerde bu işi kitabına uygun organize etmesi için özel çaba harcayan "komünist" gömleğini halen daha taşırken bir yandan da burjuvazinin ideolojik saldırılarında mihmandarlık yapanlar işlerini oldukça iyi yapıyorlar. Günlük söylemi, politik tavrı, gündemi belirlemeyi, sol gösterip sağ vurmayı ama bir yandan da bu yaptığını sol kültürün içerisine yerleştirmeyi oldukça iyi becerenler, tekellerin politikalarını içimizde devam ettirmenin kanallarını oluşturmaktadırlar. Böylece bırak devrimci mücadelenin başarıya ulaşmasını ülkenin paramparça edilip top yekün yok edilmesine dahi karşı çıkacak hiçbir direnç noktası bırakmamaya kararlılar. İşte gürültünün koptuğu yer burasıdır. Temel olan emek - sermaye çelişkisinin göz ardı edilerek olayların gündelik gelişmelere göre değerlendirilmesini sağlamak böylece de asıl görülmesi gereken bütünün yerine parçaları oturtmak burjuvazinin yöntemidir. Bu yöntem bu günlerde ideolojik mücadelenin bir biçimi olarak özellikle önümüze komünist kimlikli ağızlardan örtülü olarak dayatılıyor. Kimi dostlarımız da farkında olmadan bile olsa bu girdabın içerisine hem kendi düşüyor hem de başkalarını da düşürüyor. Evet arkadaşlar bu memleket bizim. Dişimizle, tırnağımızla bağrını yarıp toprağından doyduğumuz bu memleket bizim. Her vidasını tek tek sıkıp kurduğumuz fabrikalarında emeğimizi patronun gasp ettiği bu memleket bizim. Her taşında, her binasında, gözün görebildiği insan emeği ile yaratılmış her değerinde alın terimiz olan bu memleket bizim. Bu memleket bizim ve bizim olanı gasp etmiş olan tekellerin burjuvazinin elinden alana kadar ve emperyalizm canavarını yeryüzünden yok edinceye kadar da bu sınıf mücadelesi devam edecektir. İşte yurtseverlik budur. Sınıf savaşı ile örtüştüğü yer burasıdır. Emperyalizme karşı olmak da budur. Enternasyonalist olmak da budur.
Zafer Kutlu
ŞİİR ÖYKÜ VE DENEMELERİM -GÖRSELLER
MERHABA KONUK ,
SAYFAMA HOŞ GELDİNİZ.
ŞİİR ÖYKÜ VE DENEMELERİM -GÖRSELLER
SAYFAMA HOŞ GELDİNİZ.
ŞİİR ÖYKÜ VE DENEMELERİM -GÖRSELLER
4 Kasım 2008 Salı
Enternasyonalizm ve Ulusalcılık
Marks uluslararası emekçiler birliği toplantısındaki konuşmasında şöyle diyor;
"Geçmiş deneyimler, farklı ülkelerdeki emekçilerin yürüttükleri tüm kurtuluş savaşımlarında bulunması ve onları sıkı bir dayanışmaya yöneltmesi gereken kardeşlik bağı ihmal edildikçe ve çabalar birbirinden kopuk oldukça, bunun, ortak bir yenilgiyle cezalanmayı beraberinde getireceğini göstermektedir. " ( Marx-Engels- Seçme Eserler)
Leninse şöyle diyor; "Tek bir gerçek enternasyonalizm vardır ve bu, kişilerin bütün kalbiyle kendi ülkesindeki devrimci hareketin ve savaşımın gelişmesine çalışması, bu savaşımı yalnızca bu hareket çizgisini, istisnasız her ülkede propagandayla, sempatiyle ve maddi yardımlarla desteklemesidir." (Lenin-Tüm Yapıtlar)
Yine Lenin,"Burjuvazi, kendi ulusal istemlerini her zaman ön plana koyar ve bunu, kesin bir şekilde yapar. Proletarya açısından ise, bu istemler sınıf savaşımının çıkarlarına bağımlıdır."diyor.
Manifesto da, "emekçilerin ülkesi yoktur" diyor Marks, ve bunun çıkış noktası yukarıdaki Lenin alıntısında yatmaktadır.
Ama başka bir önermeyle de şunu diyor; "ilk önce politik üstünlük kazanması, ulusun öncü sınıfı olmaya yükselmesi ve ulusu oluşturması gerektiğine göre, bu açıdan kendisi de, burjuva anlamda olmasa da, ulusaldır." (Marks- Engels, Tüm Eserler)
Lenin bu iki önermeye, vurgu anlamında açıklık getiriyor, bu iki önermeyi birbirinden ayırmanın "olağanüstü hatalı" olduğunu vurguluyor. Bu iki önermenin gerçek anlamı, burjuva milliyetçiliğini reddeden proletaryanın, emekçileri kendisiyle birlikte anti-kapitalist savaşım içinde sürüklemesinin ve ulusu sosyalizme götürebilmesi bakımından, proletaryanın, ulus içinde öncü sınıf durumuna yükselmesinin zorunlu olduğudur. Proletarya, ancak bu anlamda ulusaldır ve onun sınıf çıkarları, ancak bu sınırlar içinde tüm ulusun çıkarlarıyla bağdaşır.
Oportünistler her iki önerme arasındaki bağıntıyı koparırlar ve her birine milliyetçi bir sapma kazandırmaya çalışırlar. Lafazan solcular ki, bugün çok yaygındır,"emekçilerin ülkesi yoktur" önermesini mutlaklaştırmaya çalışır.
Diğer eğilim ise sağ da kendini gösterir ve "proletaryanı n kendisinin ulusu oluşturması" önermesini mutlaklaştırır.
Her iki eğilim de, özünde milliyetçi bir sapmadır ve gideceği yer eninde sonunda burjuvazinin kampıdır.
Bugünkü koşullarda ulusal kurtuluş hareketlerinin ideolojisi karşısında proletaryanın tavrına ilişkin, Lenin’in önermelerinin anlaşılması çok daha büyük önem taşımaktadır. Lenin’in tüm anlatımlarına baktığımızda, bu ideolojinin ana içeriğini oluşturan milliyetçiliği karmaşık ve çelişkili bir görüngü olarak kabul ettiğini görürüz.
Lenin hep aynı tarzda ele almanın olanaksızlığını göstermiştir. "Olumlu bir yol izlediği, sömürgeciliğe, ulusal baskıya ve feodal kalıntılara karşı çıktığı zaman burjuva milliyetçiliğini desteklemek, bir Marksistin zorunlu görevidir.
Fakat proletaryanın, milliyetçiliği desteklerken varabileceği son sınır budur. Çünkü bu sınırla birlikte, burjuvazinin, milliyetçiliği güçlendirmek amacıyla kesin bir faaliyete başladığı görülür."(Lenin, Tüm Yapıtları)
1969 yılında toplanan komünist ve işçi partilerinin uluslararası danışma toplantısı var. Burada alınan, emperyalizme karşı savaşımda görevler başlıklı karar da şöyle diyor; "her komünist partisi, eylemleri açısından kendi işçi sınıfına ve halkına ve aynı zamanda uluslararası işçi sınıfına karşı sorumludur. Her komünist partisinin ulusal ve uluslararası sorumlulukları, ayrılmaz bir bütün oluştururlar. Marksist- Leninistler, hem yurtsever, hem de enternasyonalisttir; hem ulusal dar kafalılığı,hem de ulusal çıkarların önemsenmemesini, küçümsenmesini ve hegemonya çabalarını reddederler. "
Milliyetçilik bugün eskiye göre çok daha çeşitlilik göstermektedir. Örneğin emperyalist şovenizm tekelci sermayenin kozmopolitizminin, ulusal nihilizminin savunuculuğu yanı sıra, beyaz ırk ve siyah ırk milliyetçiliği biçiminde de kendini gösterir.
Emperyalizm gericiliktir, bugün bu gericilik koşulları daha güçlü ve yaygın seyretmektedir. bu koşullarda burjuva ideolojisi olan milliyetçilik kendini kozmopolitizm olarak göstermektedir. Bu tekelci sermayenin, gerici milliyetçiliğin öteki yüzüdür.
Egemen emperyalist güçler, egemenliği altındaki küçük halkları denetim altında tutabilmek için diğer halkların emekçilerini ulusal değerlere, özgürlüğe ve bağımsızlığa bel bağlamanın anlamsız olduğuna inandırmaya çalışmaktadır. Burada kullandığı silah ta kozmopolitizmdir.
Emperyalizm bu silahı sömürülmekte olan halkların direncini kırmak için kullanır. Emperyalizm in ideologları, bilim adamları, politikacıları hepsi bu emperyalist egemenliğin pekiştirilmesi için ulusal devlet fikrine sarılmanın anlamsız olduğunu kanıtlayabilmek için var güçle çalışmaktadırlar.
Sonuç olarak, kozmopolizm ve ulusal nihilizm bir emperyalist ideoloji olarak tekellerin hizmetinde olana bir ideolojiktir ve bugün emperyalizmin buna çok fazla ihtiyacı olduğu görülüyor.
Bu ideoloji daha şimdiden ulusal farklılıkların zorla, özümseme yoluyla ortadan kaldırılması gerektiğini savunmaktadır. Ve bugüne kadar ve bugün hâlâ emperyalistler böyle yapmıyor mu!
Biz bunun karşısına ne koyuyoruz, Marksist- Leninist öğretiyi koyuyoruz.
M-L ulusların kaynaşmasını olağan bir süreç olarak ele almakta ve bunun da ancak uzak bir gelecekte, yalnızca özgür bir ulusal gelişme temelinde olacağını göstermektedir.
Fikret Uzun
"Geçmiş deneyimler, farklı ülkelerdeki emekçilerin yürüttükleri tüm kurtuluş savaşımlarında bulunması ve onları sıkı bir dayanışmaya yöneltmesi gereken kardeşlik bağı ihmal edildikçe ve çabalar birbirinden kopuk oldukça, bunun, ortak bir yenilgiyle cezalanmayı beraberinde getireceğini göstermektedir. " ( Marx-Engels- Seçme Eserler)
Leninse şöyle diyor; "Tek bir gerçek enternasyonalizm vardır ve bu, kişilerin bütün kalbiyle kendi ülkesindeki devrimci hareketin ve savaşımın gelişmesine çalışması, bu savaşımı yalnızca bu hareket çizgisini, istisnasız her ülkede propagandayla, sempatiyle ve maddi yardımlarla desteklemesidir." (Lenin-Tüm Yapıtlar)
Yine Lenin,"Burjuvazi, kendi ulusal istemlerini her zaman ön plana koyar ve bunu, kesin bir şekilde yapar. Proletarya açısından ise, bu istemler sınıf savaşımının çıkarlarına bağımlıdır."diyor.
Manifesto da, "emekçilerin ülkesi yoktur" diyor Marks, ve bunun çıkış noktası yukarıdaki Lenin alıntısında yatmaktadır.
Ama başka bir önermeyle de şunu diyor; "ilk önce politik üstünlük kazanması, ulusun öncü sınıfı olmaya yükselmesi ve ulusu oluşturması gerektiğine göre, bu açıdan kendisi de, burjuva anlamda olmasa da, ulusaldır." (Marks- Engels, Tüm Eserler)
Lenin bu iki önermeye, vurgu anlamında açıklık getiriyor, bu iki önermeyi birbirinden ayırmanın "olağanüstü hatalı" olduğunu vurguluyor. Bu iki önermenin gerçek anlamı, burjuva milliyetçiliğini reddeden proletaryanın, emekçileri kendisiyle birlikte anti-kapitalist savaşım içinde sürüklemesinin ve ulusu sosyalizme götürebilmesi bakımından, proletaryanın, ulus içinde öncü sınıf durumuna yükselmesinin zorunlu olduğudur. Proletarya, ancak bu anlamda ulusaldır ve onun sınıf çıkarları, ancak bu sınırlar içinde tüm ulusun çıkarlarıyla bağdaşır.
Oportünistler her iki önerme arasındaki bağıntıyı koparırlar ve her birine milliyetçi bir sapma kazandırmaya çalışırlar. Lafazan solcular ki, bugün çok yaygındır,"emekçilerin ülkesi yoktur" önermesini mutlaklaştırmaya çalışır.
Diğer eğilim ise sağ da kendini gösterir ve "proletaryanı n kendisinin ulusu oluşturması" önermesini mutlaklaştırır.
Her iki eğilim de, özünde milliyetçi bir sapmadır ve gideceği yer eninde sonunda burjuvazinin kampıdır.
Bugünkü koşullarda ulusal kurtuluş hareketlerinin ideolojisi karşısında proletaryanın tavrına ilişkin, Lenin’in önermelerinin anlaşılması çok daha büyük önem taşımaktadır. Lenin’in tüm anlatımlarına baktığımızda, bu ideolojinin ana içeriğini oluşturan milliyetçiliği karmaşık ve çelişkili bir görüngü olarak kabul ettiğini görürüz.
Lenin hep aynı tarzda ele almanın olanaksızlığını göstermiştir. "Olumlu bir yol izlediği, sömürgeciliğe, ulusal baskıya ve feodal kalıntılara karşı çıktığı zaman burjuva milliyetçiliğini desteklemek, bir Marksistin zorunlu görevidir.
Fakat proletaryanın, milliyetçiliği desteklerken varabileceği son sınır budur. Çünkü bu sınırla birlikte, burjuvazinin, milliyetçiliği güçlendirmek amacıyla kesin bir faaliyete başladığı görülür."(Lenin, Tüm Yapıtları)
1969 yılında toplanan komünist ve işçi partilerinin uluslararası danışma toplantısı var. Burada alınan, emperyalizme karşı savaşımda görevler başlıklı karar da şöyle diyor; "her komünist partisi, eylemleri açısından kendi işçi sınıfına ve halkına ve aynı zamanda uluslararası işçi sınıfına karşı sorumludur. Her komünist partisinin ulusal ve uluslararası sorumlulukları, ayrılmaz bir bütün oluştururlar. Marksist- Leninistler, hem yurtsever, hem de enternasyonalisttir; hem ulusal dar kafalılığı,hem de ulusal çıkarların önemsenmemesini, küçümsenmesini ve hegemonya çabalarını reddederler. "
Milliyetçilik bugün eskiye göre çok daha çeşitlilik göstermektedir. Örneğin emperyalist şovenizm tekelci sermayenin kozmopolitizminin, ulusal nihilizminin savunuculuğu yanı sıra, beyaz ırk ve siyah ırk milliyetçiliği biçiminde de kendini gösterir.
Emperyalizm gericiliktir, bugün bu gericilik koşulları daha güçlü ve yaygın seyretmektedir. bu koşullarda burjuva ideolojisi olan milliyetçilik kendini kozmopolitizm olarak göstermektedir. Bu tekelci sermayenin, gerici milliyetçiliğin öteki yüzüdür.
Egemen emperyalist güçler, egemenliği altındaki küçük halkları denetim altında tutabilmek için diğer halkların emekçilerini ulusal değerlere, özgürlüğe ve bağımsızlığa bel bağlamanın anlamsız olduğuna inandırmaya çalışmaktadır. Burada kullandığı silah ta kozmopolitizmdir.
Emperyalizm bu silahı sömürülmekte olan halkların direncini kırmak için kullanır. Emperyalizm in ideologları, bilim adamları, politikacıları hepsi bu emperyalist egemenliğin pekiştirilmesi için ulusal devlet fikrine sarılmanın anlamsız olduğunu kanıtlayabilmek için var güçle çalışmaktadırlar.
Sonuç olarak, kozmopolizm ve ulusal nihilizm bir emperyalist ideoloji olarak tekellerin hizmetinde olana bir ideolojiktir ve bugün emperyalizmin buna çok fazla ihtiyacı olduğu görülüyor.
Bu ideoloji daha şimdiden ulusal farklılıkların zorla, özümseme yoluyla ortadan kaldırılması gerektiğini savunmaktadır. Ve bugüne kadar ve bugün hâlâ emperyalistler böyle yapmıyor mu!
Biz bunun karşısına ne koyuyoruz, Marksist- Leninist öğretiyi koyuyoruz.
M-L ulusların kaynaşmasını olağan bir süreç olarak ele almakta ve bunun da ancak uzak bir gelecekte, yalnızca özgür bir ulusal gelişme temelinde olacağını göstermektedir.
Fikret Uzun
1 Kasım 2008 Cumartesi
24 Ekim 2008 Cuma
Ortadoğu ve Sıkışma
Ortadoğu ve Sıkışma
Öncelikle, T.C. Devleti çözülüp, yerine yeni ama aynı karakterde yani uydu emperyalist karakterli tekelci kapitalist bir devlet ve mümkünse ılımlı bir İslam devleti(onun da özü eyaletlere dayalı bir yeni tip Osmanlı düzeni) kurmak için çabalanıyor.
Yukardan aşağıya yani YDD’nin önceden tesbit edilmiş kağıt üzerindeki dengeleri, bu bölgede oturtma çabalarını hızla yayılan krizden önce tamamlamak çabası bütünün bir parçası idi.
Bunun diğer parçalarından ve üst parçalarından biri de, BOP temelinde bölgeyi yeniden dizayn etme çabası idi. Bunda baş aktör ve egemen olan İsrail idi. Hatta ABD’nin bu yöndeki politikalarını bile manipule eden yine bu aktördür diyebiliriz. Ve hâlâ öyle. Bu parça da Kürt sorunu üzerinden ama Ortadoğu’daki diğer parçalarıyla birlikte hayata geçirilmek üzere işliyordu.
Fakat tüm parçalardaki projenin ilerleme takvimi uzayınca bir sıkışıklık meydana geldi ve kriz de dayandı. Daha Irak halledilemeden, İran ele alındı ama o da başarılamadı. Irak bölgesindeki Kürt devleti sorunu da halledilemedi. Türkiye coğrafyasındaki de öyle ve ayrıca Türkiye’de, bu projenin istenilen biçimde yürümesi için gereken dinamikler tam olarak oluşturulamadı ve bozulmak istenenler de tam olarak bozulamadı.
Dolayısıyla bu sıkışıklığı aşmak için her parçada aynı anda hızlandırma çabaları başladı.
Hızla ilerleyen krize rağmen bu projede ısrarlı oldukları görülüyor.
İşte şimdi, bu sıkışıklığı aşmak ve takvime yetişmek için; bir taraftan Ergenekon operasyonuna hem davayı sürdürüp bitirmek üzere, hem de korkuyu canlı tutarak, kafaları da daha çok karıştırmak üzere, yani hiçbir devlet kurumunun meşruiyeti temelinde ciddiyet bırakmamak üzere hız verilirken; diğer taraftan PKK ya yönelik şiddetin, bir çözüm olmadığını göstermek üzere artırılmasına ve çözümün siyasi ve masada gerçekleşebileceği temelinde propagandaların yükseltilmesine de hız verildi.
Diğer bir çaba da Kürt halkı ile Öcalan arasındaki bağı (hâlâ halk önderi olarak kabul ediliyor) ortadan kaldırmaktı. Ve hem İmralı tarafında, hem de PKK üzerinde bu çaba devam ettirildi, ettiriliyor. Çünkü halk Türkiye’den kopmak istemiyor. Demokratik bir çözüm istiyor. Oysa çizilen proje ayrı devlet ve tepeden, Kürt ve Türk egemenlerinin birlikte ve ABD ile İsrail’in yönlendirmesi ve hakimiyetinde kurulması yönünde. Öyleyse bunun için PKK üzerinden Kürt halkını terörize etmek, kontrollü bir milliyetçiliği yükseltmek gerekiyordu ve bu da sanırım başlatıldı.
İşte tüm bu projeleri zahmetsizce ya da fazla sorun çıkmadan hayata geçirmek için bu doğrultuda tüm düzenekleri harekete geçirmeye başladılar.
Güneydoğuda egemen sınıfların ya da onlara yakın olan siyasi partilerin hepsi bu devlet olayı için çalışmakta, buna rağmen ezici çoğunluk ayrı devlete değil demokratik çözüme daha yatkın davranmaktadır.
Evet, kısaca ulus devlet yani T.C. çözülecek. Bu çözülmede gedik Kürt devleti ile açılacak ve zincirleme olarak devam ettirilecek. Bu yönde kurulmak istenen uzlaşmanın(konsensüs) önünde Ergenekon artık bir engel durumuna geldi. Ayrıca bu uzlaşma Erdoğansız gerçekleştirilmek isteniyor.
İşte bu yöndeki sıkışıklığı giderirken ortaya çıkacak sancıyı egemen güçlerin kurmaya ve oturtmaya çalıştığı uzlaşmayla bertaraf etmek için halkı uzak tutmaya, olanları ve olacakları saklama anlamında, çalışmaktadırlar.
Güneydoğuda olanlar kuzey Irak Kürt devletinin ve devamında Türkiye coğrafyasındaki Kürt devletinin bütün taraflarca kabul edilebilir bir noktaya oturtulması için bu yöndeki operasyona ve uzlaşmanın pekiştirilmesine PKK üzerine gidilmesi noktasından hız verilmesidir.
Barzani Kürt aşiret reislerinin önemlilerinden biri. Uzun zamandır ABD ve İsrail tarafından ensesi kalınlaştırılırken askeri eğitim anlamında da yardım ediliyor. Kendisi zaten bir Yahudi kökenli Kürt olması sebebiyle İsrail’le ilişkileri de ona göre sürüyor. Dolayısıyla, İsrail’in güdümünde ve tüm parçalarda bütünsel bir Kürt devletinin tepeden kurulması çalışmalarında baş aktör. Ve tabii bu çabalara destek diğer Kürt egemenlerinden de geliyor. Ama diğer parçalarda da Öcalan’ın etkisi kırılabilmiş değil. Yani gene iş uzlaşmaya dayanıyor. Öcalan’la yakında masaya oturmak için önce İmralı’da sonra da bir af sonucu dışarıda çalışmalar sürebilir. Bunun için de AKP yerel yönetim bazında acele ediyor.
Bu konuda sancının uzlaşma ile çözülmesi mümkün olmazsa Türkiye’yi Ortadoğu’da bir savaşın içine sokabilirler ve sonuçta yani bu savaşın koşullarında da parçalanma gerçekleşebilir.
Ama Kürt ve Türk halkı arasında milliyetçi duyguların yükseltilmesine dayalı bir çatışma yerine kardeşlik teması geliştirilirse bu tersine dönebilir. O da şudur, aşağıdan yukarıya demokratik bir çözüm için halkın katıldığı Kürt egemenlerinin insiyatifini elinden alan bir hareket gelişebilir. Bunun için de özellikle Diyarbakır belediyesini AKP ele geçirmek istiyor.
İşte taşlama bunun için yapılıyor.
Feodal beyler ile Barzaniler ve burjuvazi şimdi bütün olarak hareket ediyor. Egemenleri bunlar teşkil ediyor. Yukardan devlet kurulduktan sonra da bu yönde yani kendi aralarında çatışma devam edebilir. Şimdi asıl olan bu tepeden kurulmaya çalışılan devlet için halkın da katılımını sağlamak istiyorlar. Öcalan da bunun için gerekiyor, ya da bitiriliyor. Galiba bitirilmeye çalışılıyor. Veysi Sarısözen bu konuya çok şiddetle karşı çıkıyor ve sonucu ağırdır diyor.
Tasfiye edilmek istenen tasfiye edilmiş Öcalan’ın halk üzerindeki önder olma etkisidir. Ve bununla birlikte PKK’nın legal konumda etkili bir hareket olmaktan çıkarıp egemenlerin siyasi temsilcilerinin önünü açmaktır. Ondan sonra çıkacak af ile güçsüz bir Öcalan ve Kürt halk hareketi ile masaya oturulsa bile hakimiyet egemen sınıfların başat olarak da Barzani’nin eline geçmiş olacak. O da İsrail’in ve ABD’nin baş aktörü olarak tüm parçalardaki Yahudi Kürt devletinin toparlanması için çalışmaya devam edecek. PKK da hâlâ bir terör örgütü olarak bırakılacak ve manipulasyon imkanı Barzani’de olacak. İstenildiği zaman Türk burjuvazisi bölgedeki emperyalist konuşlanmaya göre çıkarlarını devreye sokacak.
Yani Kürt sorunu daha bir sınıfsal karakter alarak devam edecek. Dolayısıyla eskisinden çok daha ağır koşullar Kürt halkı üzerinde kendisini gösterecek.
Sokak çatışmaları, kontrollü bir milliyetçiliği körüklemek içindir. Öcalan’a İmralı’da yapılanlar da bir nabız yoklamasıdır ve kontrollü milliyetçiliği yükseltebilmenin koşullarını tesbit etmek içindir.
Bu süreç daha devam edeceğe benziyor.
Öcalan tarafı ayrı devletten söz etmiyor. Demokratik çözüm diyor. Hatta Türk hükümeti DTP ile görüşsün, benimle görüşsün diyor. Bu çözüm Kürt halkı için gerekli olan çözüm diyor ve halkın büyük çoğunluğu bu kopuşu istemiyor. O nedenle de bir milliyetçilik gerekiyor.
Asıl soru; bizler, aklı başında olan sosyalistler, ulusların kaderlerini tayin hakkına saygılı olanlar öncelikle ideolojik ve teorik düzeyde nasıl bir tutum izlemeliyiz sorusudur. Sonra, politik bir örgüt olmadığına göre, bu yönde pratikte ve politik olarak nasıl bir duruş sergilemeli. Evet asıl soru budur.
Cevapları somut durumun somut tahlili olarak ele alırsak yani tespitlerimizi doğru kabul edersek geriye bu somut durum tahliline göre ne yapmalıyız sorusu kalıyor.
Fikret Uzun
EKLER
"Türkiye'nin Güney Kürdistan politikalarını değerlendiren Öcalan, sözlerini şöyle sürdürdü: 'Güney Kürdistan'da bir devlet kuruluyor, bunun sorumluluğunu bile bana yüklüyorlar. 'Sen sebep oluyorsun' diyorlar. Hayır, siz yirmi yıl önce söz vermiştiniz, siz kurdurttunuz. On yıldır Türkiye IMF'nin soygun ve talan politikalarına teslim olmuş, bu politikalarla yönetiyorsunuz. Kuveyt'te Güney'e karışmama karşılığında bir milyar dolar anlaşmayı siz yaptınız. Güney'de Arap Emirlikleri gibi bir yapı kurulmaya çalışılıyor. Burayı denetimleri altında tutmak istiyorlar. Türkiye'yi de bu politikalara zorluyorlar. Sonunda Türkiye'ye de hiçbir petrol falan vermezler, Amerika alır. Türkiye'de sadece belli kişileri, holdingleri zengin edecekler, halka bir şey vermeyecekler. Ben bunları dile getirdiğimde, 'Sen sivilleri tehdit ediyorsun' diye soruşturmalar acılıyor. Aslında sivillerden kastettikleri bu holdinglerdir. Yani bunlar hakkında konuşmayacaksın, bunlara dokunamazsın diyorlar. Ta 1946'dan beri karar verilmiş; Güney'de bir Kürt devleti kurulacak ve bu devlet Israil'in müttefiki olacak. Bu devletle Türkiye'yi sıkıştıracaklar. Kürt devleti kurulmakla Türkiye'deki Kürt sorunu çözülecek mi? Daha önce de Ermeni devleti kuruldu, Ermeni sorunu çözüldü mü? Yunanistan devleti kuruldu da Rumlarla sorunları bitti mi? Sorun hâlâ devam ediyor. Kürt devleti kurulursa Kürtlerle sorun biter mi? Hayır bitmez. Türkiye bu şekilde sorunları çözemez. Bu krizlerle birlikte sorunlar daha da büyür. Türkiye bunun altından kalkamaz. Bugüne kadar on hava operasyonu mu yapıldı sanıyorum; her hava operasyonunda milyonlarca dolar harcıyorsun. Türkiye'yi tamamen kendi kontrollerine alıyorlar.' "
"AKP ve ordunun çözümsüzlükte ısrar ettikleri için çok da fazla bir ömürlerinin kalmadığını dile getiren Öcalan, '2002'de AKP geldi, ABD'nin bazı politikaları vardı, görüşmeler kesildi, her şey değişti. Ben de bunların sorumlularının ortaya çıkmasını istiyorum. O dönemler benimle görüşmeye gelen yetkili, bana, 'Japonya ve ABD, nükleer bomba kullanıldığı halde barıştılar, masaya oturdular, biz neden oturmayalım, anlaşmayalım' dedi. Bu dili ben icat etmedim, kendileri icat ettiler. Ben de bu dile dönülsün diyorum. Şimdi de bir yetkili gelebilir. Ben makam, rütbe peşinde de değilim, alt düzeyden bir yetkili de olabilir, gelip benimle konuşabilir. Oturalım, konuşalım, plan yapalım; ben demiyorum ille benim dediğim olsun. Halka sorabiliriz, danışabiliriz. Kamuoyuna açık tarzda tartışalım, halk belirlesin. Hiçbir sorunu çözmüyorlar, her şeyi askere, görevlilere yüklüyorlar, onları aşırı zorluyorlar. Ben bunlara acıyorum, üzülüyorum.Bunların ömrü az. AKP geçicidir, 1-2 yıl ömrü kalmış. Ordu da öyle. Ordudaki anlayış da çözülüp gidecek. Ordu da kesinlikle çözüm istemiyor. Bugün bir tıkanma var ama beynini patlatacak, yüreğini ortaya koyacak kimse yok. Bu tıkanmanın aşılması lazım. Pozitivizmin aşılması lazım. Bunlar pozitivizmi, laikliği din gibi algılıyorlar. Türkiye'de pozitivizmin temsilcisi Baykal'dır. Amerika'nın getirmek istediği Siyasal İslam da çare değil. Pakistan'ın durumu ortada, İran'ın durumu da ortada. Bunların gözünü kâr ve iktidar hırsı bürümüş, başka bir şey düşünemiyorlar. 2003-2008, aradan beş yıl geçti, bu arada ölen 10 bin kişinin ölümünden onlar sorumludur. Dökülen kandan beni sorumlu tutuyorlar. Ben dışarıdayken de kan dökülmemesi için çok çaba sarf ettim. Buradayken de kanın durdurulması için çok çaba sarf ettim, durdurdum da. Filistin tarzı savaş da yürütebilirdik. Ama ben demokratım, sosyalistim, halkların boğazlaşmasını istemedim, sorumlu davrandım' şeklinde konuştu.Kürtler birlik olmalıSorunun çözümünde Kürtlere büyük bir sorumluluk düştüğünü ifade eden Öcalan, şöyle konuştu: 'Burada Kürtlere daha çok sorumluluk düşüyor. Kürtler daha çok birlik olsun, birliklerini geliştirsinler. İttifaklarını, birliklerini geliştirsinler. Gece-gündüz çalışmalılar. AKP'ye tek bir oy bile verilmemeli. AKP'ye verilen oylar savaş olarak, bombardıman olarak geri geliyor. Önümüzde kış var, bu değerlendirilebilir. Gelin bu kış çözelim. Önümüz bahar, baharda iş çığırından çıkabilir. Baharda savaş korkunç bir hal alabilir. Ben bunları önlemek istiyorum. Demokratik çözüm gelişirse, daha bütünlüklü bir yapı, daha demokratik bir toplum olabilir. Demokratik halk belediyeciliğini geliştirsinler. Barzani ve Talabani'ye de şu söylenebilir: Biz demokratik çözüm istiyoruz ve onlardan da demokratik çözüm konusunda ısrarcı olmalarını bekliyoruz. Kürtler barış istiyor. İran'da öyle idam tarzı yöntemlerle soruna yaklaşmamalıdır. Demokratik çözüm İran'da geliştirilebilir. Bu temelde diyalog geliştirilebilir İran'la. İran'daki halkımıza, cezaevindekilere hepsine selam ve sevgilerimi iletiyorum. Oradaki tutuklular hayatlarını tehlikeye atmasınlar, kendilerine dikkat etsinler. Bütün kadınlara özel selam ve sevgilerimi iletiyorum. Onların onurlu bir yaşam sürdürmeleri için elimden geleni yaptım, yapmaya da devam edeceğim. Demokratik çalışmalarını sürdürebilirler, halkımıza, herkese selamlarımı sunuyorum.' İSTANBUL "15 Ekim 2008 tarihli Görüşme Notu'dur
" Ben yoksul Kürtleri temsil ediyorumHakkındaki değerlendirmelerin doğru olmadığını ifade eden Öcalan, şu değerlendirmelerde bulundu: 'Tabi hakkımdaki değerlendirmeleri doğru değil, bu değerlendirmeler bilinçli yapılıyor. Hitlerin ordusu vardı, gücü vardı, ekonomisi vardı, onlara dayanarak milliyetçilik yapıyordu. Oysa ben yoksul Kürtleri temsil ediyorum. Ben başından beri demokrasi ve özgürlüğü benimsedim ve ön plana çıkardım. Bu makalede Kürt milliyetçiliğinin tarihinden de bahsediliyor. Bununla ilgili Kürt Milliyetçiliğinin Kökeni isimli bir kitaptan alıntılar vardı.Milliyetçilik fikrini ortaya çıkaran, geliştiren Yahudilerdir. Bunu kitabımda çok iyi açmışım, incelemişim. Her devlet kendi milliyetçiliğini geliştirmeye çalıştı. Hitler milliyetçiliğini de Yahudiler ortaya çıkardı, onlar geliştirdi. Geliştirdikleri bu milliyetçilik daha sonra kendilerine döndü.' ""Kürt milliyetçiliğini de İsrail ortaya çıkardıÖcalan İsrail'in milliyetçiliklerin gelişmesinde oynadığı role işaret ederek önemli tespitlerde bulundu: 'Kürt milliyetçiliğini de ortaya çıkaran İsrail'dir. İsrail ve Kürt milliyetçiliğinin çok güçlü ilişkileri var. İsrail, bu milliyetçiliği kontrol altında tutmaya çalışıyor.Türk milliyetçiliğini de geliştiren Yahudilerdir. İttihat Terakki'den beri de kontrolleri altına aldılar. Türk milliyetçiliği de bir ön İsrailliyattır. Nihal Atsız, Türk milliyetçisidir ama kendisi yıllarca hapishanelerde yattı. Nihal Atsız'ın milliyetçiliği, Türkeş ve Bahçeli milliyetçiliğinden farklıdır. Atsız'ın milliyetçiliği Almanya milliyetçiliğine dayanır, soy milliyetçiliğidir, soya dayanır. Türkeş onların milliyetçiliği farklıdır. Suphi Karaman onlar var. Türk milliyetçileri '50'lerden itibaren Amerika'ya gittiler, Amerika'yla ilişkilerini geliştirdiler. '80'lerden itibaren Ilımlı İslam adı altında Nakşî kıyafetli olarak sürdürülüyor.Ancak Türk milliyetçiliği İttihat Terakki'de laik kıyafetlidir. Türk milliyetçiliği laik karakterli olarak gelişti. Kürt milliyetçiliği ise Nakşî karakterlidir, içinde laiklik kıyafeti azdır.' "
"Kürtler her alanda demokratik olarak örgütlenmeliKürtlerin de her alanda demokratik örgütlenmelerini yapmaları gerektiğini ifade eden Öcalan, 'Kürtler de her alanda demokratik olarak örgütlenmelerini yapmalıdırlar. Onuru, cesareti, vicdanı, yüreği olanlar, kendilerine dayatılan paraya, güce teslim olmayanlar her alanda demokratik kurumlarını oluştururlar' şeklinde konuştu.PKK'nin kırılma noktasına getirilemeyeceğini dile getiren Öcalan sözlerini şöyle sürdürdü: 'Genelkurmay Başkanı, 'PKK'nin kırılma noktasında olduğunu' söylüyor. Bu doğru değil. PKK'yi kırılma noktasına getiremezler, bitiremezler. Radyodan dinledim, hatta daha güçlendiğini bile söylüyorlar. Suriye'den katılımların yoğun olduğunu, İran'dan katılımların yoğun olduğunu, yine Türkiye'den yoğun katılımların olduğunu kendileri belirtiyorlar. Bu şekilde sorunu çözemezler. 'Amerika bize her türlü desteği veriyor daha da üzerlerine gideceğiz' diyorlar.Türkiye'ye CIA, MOSSAD, MI6 her tür desteği veriyor. Amerika'yla birlikte 'PKK bizim düşmanımızdır', 'PKK bizim ortak düşmanımızdır', 'bitireceğiz' diyorlar. Soruna bu şekilde yaklaştıkça Türkiye kapitalist sisteme daha çok bağlanıyor. Kapitalist sistem de İran ve Suriye çekişmelerinden dolayı Türkiye'nin bir müddet daha kendisine daha çok bağlanmasını istiyor. Bu şekilde Türkiye büyük kaybedecek, tamamen bağımlı hale gelecek. Daha önceleri İran-Irak savaşında Saddam'a da tam destek vermişlerdi. İran Şahına da zamanında destek vermişlerdi. Sonları ortada. Bu şekilde devam ederse Türkiye'ye de sonunda yöneleceklerdir. Fakat Türkiye'nin kendi içinde de çelişkileri büyüktür. Şu an sessiz kalıyorlar ama bu ekonomik krizle birlikte bu çelişkiler daha büyüyerek gün yüzüne çıkacaktır. Türkiye'nin daha fazla bağımlı hale gelmesi olayını bence MİT tam bilmiyor, anlayamıyor. Erdoğan CHP onlar da bilmiyorlar. Bazı yazarların bu konuda önemli tespitleri var. Türkiye'nin bu kadar bağlanmasını, Türkiye'yle bu kadar oynanmasını onurlarına yediremiyorlar.' "
" İran'daki açlık grevindekileri selamlıyorumİran cezaevlerinde Kürt tutsakların 25 Ağustos'tan bu yana yürüttüğü açlık grevine de değinen Öcalan, 'İran'daki Kürt tutsaklar açlık grevindelermiş. Hayatlarının tehlikeye girmemesine dikkat edilmelidir. Hepsini selamlıyorum' diyerek destek mesajı verdi.Öcalan, belediyecilik ve çatı partisine ilişkin ise şu değerlendirmelerde bulundu: 'Benim için demokratik belediyecilik önemlidir. Kararların halkla birlikte alınabilir. Mesela Diyarbakır'da Belediye Başkanlığı diğer başkanlarla birlikte halkla haftalık toplantılar yapılabilir, sorunlar tartışılabilir. 'Biz bu hafta burada şunu şunu yapmak istiyoruz' şeklinde öneriler yapılabilir, halkla birlikte kararlar alınabilir. Ve o hafta, o süre içinde bu kararlar uygulanabilir. Benim belediyecilik anlayışımda halkla birlikte karar alınır. Halk da kendine güvence veren, sözünün eri olan adaylara oy verebilir. Ben ancak böyle adayları desteklerim. Bazı partilerde olduğu gibi, öyle tepeden dayatmalarla, parayla gelen adaylara oy verilmemelidir. Tabanın istekleri doğrultusunda bu işler yürütülebilir. Umuyorum başarılı olunur.Türk aydınlarıyla birlikte, Çatı örgütlenmesi yapılabilir. Demokratik çözüm için bu çalışmalar yapılabilir. Ben birlikte çalışma derken, Türkiye geneli ve Bölge merkezli iki demokratik örgütlenmeden bahsediyorum.' " "Irak'taki halkımız dikkatli olmalıTüm parçalarda ve yurtdışında yaşayan Kürtlerin bayramını kutlayan Öcalan'ın bayram mesajı şöyle: 'Özellikle Suriye'deki halkımızın bayramını kutluyorum. İran'daki halkımızın bayramını kutluyorum. Irak'ta da halkımız çok dikkatli olmalı, kendi öz güçlerini geliştirmeliler, orada saldırıya açıklar, hedef olabilirler, kendilerini korumalılar. Kendi gücüne dayanabilirler. Bayramlarını kutluyorum. Avrupa'daki halkımızın, bayramını kutluyorum. Herkesin, tüm halkımızın bayramlarını kutluyorum. Türkiye'deki tüm dostlarımızın, aydınların bayramlarını kutluyorum.'Öcalan son olarak bu aralar edebiyat üzerine, sanat üzerine, bilimsel kitaplar okumayı düşündüğünü belirtirken, 'Yine tarihe, Avrupa'nın, Rusya'nın ve İran'ın tarihi ile İslam Uygarlığıyla ilgili kitap okumayı düşünüyorum' diye belirtti."İSTANBUL / ANF1 Ekim 2008 tarihli Görüşme Notu'dur
Öncelikle, T.C. Devleti çözülüp, yerine yeni ama aynı karakterde yani uydu emperyalist karakterli tekelci kapitalist bir devlet ve mümkünse ılımlı bir İslam devleti(onun da özü eyaletlere dayalı bir yeni tip Osmanlı düzeni) kurmak için çabalanıyor.
Yukardan aşağıya yani YDD’nin önceden tesbit edilmiş kağıt üzerindeki dengeleri, bu bölgede oturtma çabalarını hızla yayılan krizden önce tamamlamak çabası bütünün bir parçası idi.
Bunun diğer parçalarından ve üst parçalarından biri de, BOP temelinde bölgeyi yeniden dizayn etme çabası idi. Bunda baş aktör ve egemen olan İsrail idi. Hatta ABD’nin bu yöndeki politikalarını bile manipule eden yine bu aktördür diyebiliriz. Ve hâlâ öyle. Bu parça da Kürt sorunu üzerinden ama Ortadoğu’daki diğer parçalarıyla birlikte hayata geçirilmek üzere işliyordu.
Fakat tüm parçalardaki projenin ilerleme takvimi uzayınca bir sıkışıklık meydana geldi ve kriz de dayandı. Daha Irak halledilemeden, İran ele alındı ama o da başarılamadı. Irak bölgesindeki Kürt devleti sorunu da halledilemedi. Türkiye coğrafyasındaki de öyle ve ayrıca Türkiye’de, bu projenin istenilen biçimde yürümesi için gereken dinamikler tam olarak oluşturulamadı ve bozulmak istenenler de tam olarak bozulamadı.
Dolayısıyla bu sıkışıklığı aşmak için her parçada aynı anda hızlandırma çabaları başladı.
Hızla ilerleyen krize rağmen bu projede ısrarlı oldukları görülüyor.
İşte şimdi, bu sıkışıklığı aşmak ve takvime yetişmek için; bir taraftan Ergenekon operasyonuna hem davayı sürdürüp bitirmek üzere, hem de korkuyu canlı tutarak, kafaları da daha çok karıştırmak üzere, yani hiçbir devlet kurumunun meşruiyeti temelinde ciddiyet bırakmamak üzere hız verilirken; diğer taraftan PKK ya yönelik şiddetin, bir çözüm olmadığını göstermek üzere artırılmasına ve çözümün siyasi ve masada gerçekleşebileceği temelinde propagandaların yükseltilmesine de hız verildi.
Diğer bir çaba da Kürt halkı ile Öcalan arasındaki bağı (hâlâ halk önderi olarak kabul ediliyor) ortadan kaldırmaktı. Ve hem İmralı tarafında, hem de PKK üzerinde bu çaba devam ettirildi, ettiriliyor. Çünkü halk Türkiye’den kopmak istemiyor. Demokratik bir çözüm istiyor. Oysa çizilen proje ayrı devlet ve tepeden, Kürt ve Türk egemenlerinin birlikte ve ABD ile İsrail’in yönlendirmesi ve hakimiyetinde kurulması yönünde. Öyleyse bunun için PKK üzerinden Kürt halkını terörize etmek, kontrollü bir milliyetçiliği yükseltmek gerekiyordu ve bu da sanırım başlatıldı.
İşte tüm bu projeleri zahmetsizce ya da fazla sorun çıkmadan hayata geçirmek için bu doğrultuda tüm düzenekleri harekete geçirmeye başladılar.
Güneydoğuda egemen sınıfların ya da onlara yakın olan siyasi partilerin hepsi bu devlet olayı için çalışmakta, buna rağmen ezici çoğunluk ayrı devlete değil demokratik çözüme daha yatkın davranmaktadır.
Evet, kısaca ulus devlet yani T.C. çözülecek. Bu çözülmede gedik Kürt devleti ile açılacak ve zincirleme olarak devam ettirilecek. Bu yönde kurulmak istenen uzlaşmanın(konsensüs) önünde Ergenekon artık bir engel durumuna geldi. Ayrıca bu uzlaşma Erdoğansız gerçekleştirilmek isteniyor.
İşte bu yöndeki sıkışıklığı giderirken ortaya çıkacak sancıyı egemen güçlerin kurmaya ve oturtmaya çalıştığı uzlaşmayla bertaraf etmek için halkı uzak tutmaya, olanları ve olacakları saklama anlamında, çalışmaktadırlar.
Güneydoğuda olanlar kuzey Irak Kürt devletinin ve devamında Türkiye coğrafyasındaki Kürt devletinin bütün taraflarca kabul edilebilir bir noktaya oturtulması için bu yöndeki operasyona ve uzlaşmanın pekiştirilmesine PKK üzerine gidilmesi noktasından hız verilmesidir.
Barzani Kürt aşiret reislerinin önemlilerinden biri. Uzun zamandır ABD ve İsrail tarafından ensesi kalınlaştırılırken askeri eğitim anlamında da yardım ediliyor. Kendisi zaten bir Yahudi kökenli Kürt olması sebebiyle İsrail’le ilişkileri de ona göre sürüyor. Dolayısıyla, İsrail’in güdümünde ve tüm parçalarda bütünsel bir Kürt devletinin tepeden kurulması çalışmalarında baş aktör. Ve tabii bu çabalara destek diğer Kürt egemenlerinden de geliyor. Ama diğer parçalarda da Öcalan’ın etkisi kırılabilmiş değil. Yani gene iş uzlaşmaya dayanıyor. Öcalan’la yakında masaya oturmak için önce İmralı’da sonra da bir af sonucu dışarıda çalışmalar sürebilir. Bunun için de AKP yerel yönetim bazında acele ediyor.
Bu konuda sancının uzlaşma ile çözülmesi mümkün olmazsa Türkiye’yi Ortadoğu’da bir savaşın içine sokabilirler ve sonuçta yani bu savaşın koşullarında da parçalanma gerçekleşebilir.
Ama Kürt ve Türk halkı arasında milliyetçi duyguların yükseltilmesine dayalı bir çatışma yerine kardeşlik teması geliştirilirse bu tersine dönebilir. O da şudur, aşağıdan yukarıya demokratik bir çözüm için halkın katıldığı Kürt egemenlerinin insiyatifini elinden alan bir hareket gelişebilir. Bunun için de özellikle Diyarbakır belediyesini AKP ele geçirmek istiyor.
İşte taşlama bunun için yapılıyor.
Feodal beyler ile Barzaniler ve burjuvazi şimdi bütün olarak hareket ediyor. Egemenleri bunlar teşkil ediyor. Yukardan devlet kurulduktan sonra da bu yönde yani kendi aralarında çatışma devam edebilir. Şimdi asıl olan bu tepeden kurulmaya çalışılan devlet için halkın da katılımını sağlamak istiyorlar. Öcalan da bunun için gerekiyor, ya da bitiriliyor. Galiba bitirilmeye çalışılıyor. Veysi Sarısözen bu konuya çok şiddetle karşı çıkıyor ve sonucu ağırdır diyor.
Tasfiye edilmek istenen tasfiye edilmiş Öcalan’ın halk üzerindeki önder olma etkisidir. Ve bununla birlikte PKK’nın legal konumda etkili bir hareket olmaktan çıkarıp egemenlerin siyasi temsilcilerinin önünü açmaktır. Ondan sonra çıkacak af ile güçsüz bir Öcalan ve Kürt halk hareketi ile masaya oturulsa bile hakimiyet egemen sınıfların başat olarak da Barzani’nin eline geçmiş olacak. O da İsrail’in ve ABD’nin baş aktörü olarak tüm parçalardaki Yahudi Kürt devletinin toparlanması için çalışmaya devam edecek. PKK da hâlâ bir terör örgütü olarak bırakılacak ve manipulasyon imkanı Barzani’de olacak. İstenildiği zaman Türk burjuvazisi bölgedeki emperyalist konuşlanmaya göre çıkarlarını devreye sokacak.
Yani Kürt sorunu daha bir sınıfsal karakter alarak devam edecek. Dolayısıyla eskisinden çok daha ağır koşullar Kürt halkı üzerinde kendisini gösterecek.
Sokak çatışmaları, kontrollü bir milliyetçiliği körüklemek içindir. Öcalan’a İmralı’da yapılanlar da bir nabız yoklamasıdır ve kontrollü milliyetçiliği yükseltebilmenin koşullarını tesbit etmek içindir.
Bu süreç daha devam edeceğe benziyor.
Öcalan tarafı ayrı devletten söz etmiyor. Demokratik çözüm diyor. Hatta Türk hükümeti DTP ile görüşsün, benimle görüşsün diyor. Bu çözüm Kürt halkı için gerekli olan çözüm diyor ve halkın büyük çoğunluğu bu kopuşu istemiyor. O nedenle de bir milliyetçilik gerekiyor.
Asıl soru; bizler, aklı başında olan sosyalistler, ulusların kaderlerini tayin hakkına saygılı olanlar öncelikle ideolojik ve teorik düzeyde nasıl bir tutum izlemeliyiz sorusudur. Sonra, politik bir örgüt olmadığına göre, bu yönde pratikte ve politik olarak nasıl bir duruş sergilemeli. Evet asıl soru budur.
Cevapları somut durumun somut tahlili olarak ele alırsak yani tespitlerimizi doğru kabul edersek geriye bu somut durum tahliline göre ne yapmalıyız sorusu kalıyor.
Fikret Uzun
EKLER
"Türkiye'nin Güney Kürdistan politikalarını değerlendiren Öcalan, sözlerini şöyle sürdürdü: 'Güney Kürdistan'da bir devlet kuruluyor, bunun sorumluluğunu bile bana yüklüyorlar. 'Sen sebep oluyorsun' diyorlar. Hayır, siz yirmi yıl önce söz vermiştiniz, siz kurdurttunuz. On yıldır Türkiye IMF'nin soygun ve talan politikalarına teslim olmuş, bu politikalarla yönetiyorsunuz. Kuveyt'te Güney'e karışmama karşılığında bir milyar dolar anlaşmayı siz yaptınız. Güney'de Arap Emirlikleri gibi bir yapı kurulmaya çalışılıyor. Burayı denetimleri altında tutmak istiyorlar. Türkiye'yi de bu politikalara zorluyorlar. Sonunda Türkiye'ye de hiçbir petrol falan vermezler, Amerika alır. Türkiye'de sadece belli kişileri, holdingleri zengin edecekler, halka bir şey vermeyecekler. Ben bunları dile getirdiğimde, 'Sen sivilleri tehdit ediyorsun' diye soruşturmalar acılıyor. Aslında sivillerden kastettikleri bu holdinglerdir. Yani bunlar hakkında konuşmayacaksın, bunlara dokunamazsın diyorlar. Ta 1946'dan beri karar verilmiş; Güney'de bir Kürt devleti kurulacak ve bu devlet Israil'in müttefiki olacak. Bu devletle Türkiye'yi sıkıştıracaklar. Kürt devleti kurulmakla Türkiye'deki Kürt sorunu çözülecek mi? Daha önce de Ermeni devleti kuruldu, Ermeni sorunu çözüldü mü? Yunanistan devleti kuruldu da Rumlarla sorunları bitti mi? Sorun hâlâ devam ediyor. Kürt devleti kurulursa Kürtlerle sorun biter mi? Hayır bitmez. Türkiye bu şekilde sorunları çözemez. Bu krizlerle birlikte sorunlar daha da büyür. Türkiye bunun altından kalkamaz. Bugüne kadar on hava operasyonu mu yapıldı sanıyorum; her hava operasyonunda milyonlarca dolar harcıyorsun. Türkiye'yi tamamen kendi kontrollerine alıyorlar.' "
"AKP ve ordunun çözümsüzlükte ısrar ettikleri için çok da fazla bir ömürlerinin kalmadığını dile getiren Öcalan, '2002'de AKP geldi, ABD'nin bazı politikaları vardı, görüşmeler kesildi, her şey değişti. Ben de bunların sorumlularının ortaya çıkmasını istiyorum. O dönemler benimle görüşmeye gelen yetkili, bana, 'Japonya ve ABD, nükleer bomba kullanıldığı halde barıştılar, masaya oturdular, biz neden oturmayalım, anlaşmayalım' dedi. Bu dili ben icat etmedim, kendileri icat ettiler. Ben de bu dile dönülsün diyorum. Şimdi de bir yetkili gelebilir. Ben makam, rütbe peşinde de değilim, alt düzeyden bir yetkili de olabilir, gelip benimle konuşabilir. Oturalım, konuşalım, plan yapalım; ben demiyorum ille benim dediğim olsun. Halka sorabiliriz, danışabiliriz. Kamuoyuna açık tarzda tartışalım, halk belirlesin. Hiçbir sorunu çözmüyorlar, her şeyi askere, görevlilere yüklüyorlar, onları aşırı zorluyorlar. Ben bunlara acıyorum, üzülüyorum.Bunların ömrü az. AKP geçicidir, 1-2 yıl ömrü kalmış. Ordu da öyle. Ordudaki anlayış da çözülüp gidecek. Ordu da kesinlikle çözüm istemiyor. Bugün bir tıkanma var ama beynini patlatacak, yüreğini ortaya koyacak kimse yok. Bu tıkanmanın aşılması lazım. Pozitivizmin aşılması lazım. Bunlar pozitivizmi, laikliği din gibi algılıyorlar. Türkiye'de pozitivizmin temsilcisi Baykal'dır. Amerika'nın getirmek istediği Siyasal İslam da çare değil. Pakistan'ın durumu ortada, İran'ın durumu da ortada. Bunların gözünü kâr ve iktidar hırsı bürümüş, başka bir şey düşünemiyorlar. 2003-2008, aradan beş yıl geçti, bu arada ölen 10 bin kişinin ölümünden onlar sorumludur. Dökülen kandan beni sorumlu tutuyorlar. Ben dışarıdayken de kan dökülmemesi için çok çaba sarf ettim. Buradayken de kanın durdurulması için çok çaba sarf ettim, durdurdum da. Filistin tarzı savaş da yürütebilirdik. Ama ben demokratım, sosyalistim, halkların boğazlaşmasını istemedim, sorumlu davrandım' şeklinde konuştu.Kürtler birlik olmalıSorunun çözümünde Kürtlere büyük bir sorumluluk düştüğünü ifade eden Öcalan, şöyle konuştu: 'Burada Kürtlere daha çok sorumluluk düşüyor. Kürtler daha çok birlik olsun, birliklerini geliştirsinler. İttifaklarını, birliklerini geliştirsinler. Gece-gündüz çalışmalılar. AKP'ye tek bir oy bile verilmemeli. AKP'ye verilen oylar savaş olarak, bombardıman olarak geri geliyor. Önümüzde kış var, bu değerlendirilebilir. Gelin bu kış çözelim. Önümüz bahar, baharda iş çığırından çıkabilir. Baharda savaş korkunç bir hal alabilir. Ben bunları önlemek istiyorum. Demokratik çözüm gelişirse, daha bütünlüklü bir yapı, daha demokratik bir toplum olabilir. Demokratik halk belediyeciliğini geliştirsinler. Barzani ve Talabani'ye de şu söylenebilir: Biz demokratik çözüm istiyoruz ve onlardan da demokratik çözüm konusunda ısrarcı olmalarını bekliyoruz. Kürtler barış istiyor. İran'da öyle idam tarzı yöntemlerle soruna yaklaşmamalıdır. Demokratik çözüm İran'da geliştirilebilir. Bu temelde diyalog geliştirilebilir İran'la. İran'daki halkımıza, cezaevindekilere hepsine selam ve sevgilerimi iletiyorum. Oradaki tutuklular hayatlarını tehlikeye atmasınlar, kendilerine dikkat etsinler. Bütün kadınlara özel selam ve sevgilerimi iletiyorum. Onların onurlu bir yaşam sürdürmeleri için elimden geleni yaptım, yapmaya da devam edeceğim. Demokratik çalışmalarını sürdürebilirler, halkımıza, herkese selamlarımı sunuyorum.' İSTANBUL "15 Ekim 2008 tarihli Görüşme Notu'dur
" Ben yoksul Kürtleri temsil ediyorumHakkındaki değerlendirmelerin doğru olmadığını ifade eden Öcalan, şu değerlendirmelerde bulundu: 'Tabi hakkımdaki değerlendirmeleri doğru değil, bu değerlendirmeler bilinçli yapılıyor. Hitlerin ordusu vardı, gücü vardı, ekonomisi vardı, onlara dayanarak milliyetçilik yapıyordu. Oysa ben yoksul Kürtleri temsil ediyorum. Ben başından beri demokrasi ve özgürlüğü benimsedim ve ön plana çıkardım. Bu makalede Kürt milliyetçiliğinin tarihinden de bahsediliyor. Bununla ilgili Kürt Milliyetçiliğinin Kökeni isimli bir kitaptan alıntılar vardı.Milliyetçilik fikrini ortaya çıkaran, geliştiren Yahudilerdir. Bunu kitabımda çok iyi açmışım, incelemişim. Her devlet kendi milliyetçiliğini geliştirmeye çalıştı. Hitler milliyetçiliğini de Yahudiler ortaya çıkardı, onlar geliştirdi. Geliştirdikleri bu milliyetçilik daha sonra kendilerine döndü.' ""Kürt milliyetçiliğini de İsrail ortaya çıkardıÖcalan İsrail'in milliyetçiliklerin gelişmesinde oynadığı role işaret ederek önemli tespitlerde bulundu: 'Kürt milliyetçiliğini de ortaya çıkaran İsrail'dir. İsrail ve Kürt milliyetçiliğinin çok güçlü ilişkileri var. İsrail, bu milliyetçiliği kontrol altında tutmaya çalışıyor.Türk milliyetçiliğini de geliştiren Yahudilerdir. İttihat Terakki'den beri de kontrolleri altına aldılar. Türk milliyetçiliği de bir ön İsrailliyattır. Nihal Atsız, Türk milliyetçisidir ama kendisi yıllarca hapishanelerde yattı. Nihal Atsız'ın milliyetçiliği, Türkeş ve Bahçeli milliyetçiliğinden farklıdır. Atsız'ın milliyetçiliği Almanya milliyetçiliğine dayanır, soy milliyetçiliğidir, soya dayanır. Türkeş onların milliyetçiliği farklıdır. Suphi Karaman onlar var. Türk milliyetçileri '50'lerden itibaren Amerika'ya gittiler, Amerika'yla ilişkilerini geliştirdiler. '80'lerden itibaren Ilımlı İslam adı altında Nakşî kıyafetli olarak sürdürülüyor.Ancak Türk milliyetçiliği İttihat Terakki'de laik kıyafetlidir. Türk milliyetçiliği laik karakterli olarak gelişti. Kürt milliyetçiliği ise Nakşî karakterlidir, içinde laiklik kıyafeti azdır.' "
"Kürtler her alanda demokratik olarak örgütlenmeliKürtlerin de her alanda demokratik örgütlenmelerini yapmaları gerektiğini ifade eden Öcalan, 'Kürtler de her alanda demokratik olarak örgütlenmelerini yapmalıdırlar. Onuru, cesareti, vicdanı, yüreği olanlar, kendilerine dayatılan paraya, güce teslim olmayanlar her alanda demokratik kurumlarını oluştururlar' şeklinde konuştu.PKK'nin kırılma noktasına getirilemeyeceğini dile getiren Öcalan sözlerini şöyle sürdürdü: 'Genelkurmay Başkanı, 'PKK'nin kırılma noktasında olduğunu' söylüyor. Bu doğru değil. PKK'yi kırılma noktasına getiremezler, bitiremezler. Radyodan dinledim, hatta daha güçlendiğini bile söylüyorlar. Suriye'den katılımların yoğun olduğunu, İran'dan katılımların yoğun olduğunu, yine Türkiye'den yoğun katılımların olduğunu kendileri belirtiyorlar. Bu şekilde sorunu çözemezler. 'Amerika bize her türlü desteği veriyor daha da üzerlerine gideceğiz' diyorlar.Türkiye'ye CIA, MOSSAD, MI6 her tür desteği veriyor. Amerika'yla birlikte 'PKK bizim düşmanımızdır', 'PKK bizim ortak düşmanımızdır', 'bitireceğiz' diyorlar. Soruna bu şekilde yaklaştıkça Türkiye kapitalist sisteme daha çok bağlanıyor. Kapitalist sistem de İran ve Suriye çekişmelerinden dolayı Türkiye'nin bir müddet daha kendisine daha çok bağlanmasını istiyor. Bu şekilde Türkiye büyük kaybedecek, tamamen bağımlı hale gelecek. Daha önceleri İran-Irak savaşında Saddam'a da tam destek vermişlerdi. İran Şahına da zamanında destek vermişlerdi. Sonları ortada. Bu şekilde devam ederse Türkiye'ye de sonunda yöneleceklerdir. Fakat Türkiye'nin kendi içinde de çelişkileri büyüktür. Şu an sessiz kalıyorlar ama bu ekonomik krizle birlikte bu çelişkiler daha büyüyerek gün yüzüne çıkacaktır. Türkiye'nin daha fazla bağımlı hale gelmesi olayını bence MİT tam bilmiyor, anlayamıyor. Erdoğan CHP onlar da bilmiyorlar. Bazı yazarların bu konuda önemli tespitleri var. Türkiye'nin bu kadar bağlanmasını, Türkiye'yle bu kadar oynanmasını onurlarına yediremiyorlar.' "
" İran'daki açlık grevindekileri selamlıyorumİran cezaevlerinde Kürt tutsakların 25 Ağustos'tan bu yana yürüttüğü açlık grevine de değinen Öcalan, 'İran'daki Kürt tutsaklar açlık grevindelermiş. Hayatlarının tehlikeye girmemesine dikkat edilmelidir. Hepsini selamlıyorum' diyerek destek mesajı verdi.Öcalan, belediyecilik ve çatı partisine ilişkin ise şu değerlendirmelerde bulundu: 'Benim için demokratik belediyecilik önemlidir. Kararların halkla birlikte alınabilir. Mesela Diyarbakır'da Belediye Başkanlığı diğer başkanlarla birlikte halkla haftalık toplantılar yapılabilir, sorunlar tartışılabilir. 'Biz bu hafta burada şunu şunu yapmak istiyoruz' şeklinde öneriler yapılabilir, halkla birlikte kararlar alınabilir. Ve o hafta, o süre içinde bu kararlar uygulanabilir. Benim belediyecilik anlayışımda halkla birlikte karar alınır. Halk da kendine güvence veren, sözünün eri olan adaylara oy verebilir. Ben ancak böyle adayları desteklerim. Bazı partilerde olduğu gibi, öyle tepeden dayatmalarla, parayla gelen adaylara oy verilmemelidir. Tabanın istekleri doğrultusunda bu işler yürütülebilir. Umuyorum başarılı olunur.Türk aydınlarıyla birlikte, Çatı örgütlenmesi yapılabilir. Demokratik çözüm için bu çalışmalar yapılabilir. Ben birlikte çalışma derken, Türkiye geneli ve Bölge merkezli iki demokratik örgütlenmeden bahsediyorum.' " "Irak'taki halkımız dikkatli olmalıTüm parçalarda ve yurtdışında yaşayan Kürtlerin bayramını kutlayan Öcalan'ın bayram mesajı şöyle: 'Özellikle Suriye'deki halkımızın bayramını kutluyorum. İran'daki halkımızın bayramını kutluyorum. Irak'ta da halkımız çok dikkatli olmalı, kendi öz güçlerini geliştirmeliler, orada saldırıya açıklar, hedef olabilirler, kendilerini korumalılar. Kendi gücüne dayanabilirler. Bayramlarını kutluyorum. Avrupa'daki halkımızın, bayramını kutluyorum. Herkesin, tüm halkımızın bayramlarını kutluyorum. Türkiye'deki tüm dostlarımızın, aydınların bayramlarını kutluyorum.'Öcalan son olarak bu aralar edebiyat üzerine, sanat üzerine, bilimsel kitaplar okumayı düşündüğünü belirtirken, 'Yine tarihe, Avrupa'nın, Rusya'nın ve İran'ın tarihi ile İslam Uygarlığıyla ilgili kitap okumayı düşünüyorum' diye belirtti."İSTANBUL / ANF1 Ekim 2008 tarihli Görüşme Notu'dur
6 Ekim 2008 Pazartesi
Girişik
eksiğim diye
………susuyor nehir yatakları
kar yürüyor içime
………zamansız
kırbaç dalgalı koylara doğru
sızıyorum yardan
……..gönülsüz
………susuyor nehir yatakları
kar yürüyor içime
………zamansız
kırbaç dalgalı koylara doğru
sızıyorum yardan
……..gönülsüz
Düşdökümü
balıklama dalışların
……………….sudan çıkmışlığında
kaç kez ölsek artık yetmez
……………….sustukça
tüten yanımız sığmaz pembeliklere
düş dökümlerine çalan
……………..güneşli yanlarımızı
yeni sürgün aşkına
…………… sardunya vefasını yolarız
parmak uçlarına yayıldıkça çıkmaz acısı
……………….sudan çıkmışlığında
kaç kez ölsek artık yetmez
……………….sustukça
tüten yanımız sığmaz pembeliklere
düş dökümlerine çalan
……………..güneşli yanlarımızı
yeni sürgün aşkına
…………… sardunya vefasını yolarız
parmak uçlarına yayıldıkça çıkmaz acısı
29 Şubat 2008 Cuma
İlköğretim sınıfları için Piyes
MUSTİ SAHNEDE
Piyes
Evin Okçuoğlu
Sahne 1
Yatak odası pencere yanı... Dışarıyı seyreden bir çocuk... giyimiyle boğazı sarılı haliyle hasta olduğu belli
Musti:
Ufff...canım sıkılıyor. Ablam hâlâ gelmedi. Bu gün Cuma diye tören vardır.
Anne içeriden seslenir:
Anne:
Ne dedin yavrum?
Musti:
Hiç anne, ablam dedim, hâlâ gelmedi de.
Kapı zili duyulur. Musti ıhlamur içmekte...
Musti:
Abla, hoş geldin. Benim ödevlerimi de aldın mı arkadaşımdan. Öğretmen pazartesi kontrol eder, yapmazsam olmaz.
Abla: Abla koca sırt çantasını yere bırakıp odasına doğru giderken
Aldım.
Abla biraz keyifsiz görünmektedir. Bir not kağıdı verir Musti'ye
Musti:
Neyin var abla, alay ettiler diye yine kavga mı ettiniz okulda? Ne olmuş yani biz bu şehre yeni geldik ve Türkçe’miz düzgün değil, ne yapalım. Alay etmeleri gerekmez ki. Bazı sözcükleri bulmakta zorlanıyoruz. Aklımıza hemen Almanca’sı geliyor.
Abla:
Boş ver konuşmaya değmez.
Musti:
Sınıfta sadece yanımda oturan Deniz’le iyi arkadaş olabildim. Diğerleri hep uzak duruyor. Aslında merak ediyorlar beni, biliyorum. Ama bir türlü yaklaşamıyorlar.
* * *
Sahne 2
Deniz annesiyle konuşuyor evde. Yeni öğrenciden söz ediyorlar.
Deniz:
Anne bizim sınıfa yeni gelen Almancı çocuk var ya...Adı Mustafa... Musti diyorlarmış ona. Benim yanımda oturuyor sınıfta. Bana geçen gün dedi ki ‘Deniz sen iyi arkadaş, ben çok zor Türkçe konuşabilir. Ama sen beni anladın.’ Dinlemek ve anlamaya çalışmak istemiyor diğer çocuklar. O da çok sessiz.
Deniz'in Annesi:
Kızım, konuşmazsanız nasıl öğrenecek Türkçe’yi? Sen arkadaşlarına söyle, böyle davranmasınlar.
Deniz:
Bu gün okula da gelmedi. Hastaymış. Ablası benden ödevleri aldı. O bizden üç sınıf büyük.
* * *
Sahne 3
Musti, ablasının yanına gider okuldan haberler almak ister.
Ablası:
Bu gün okula konuk bir öğrenci geldi. Avustralya’dan öğrenci değişimi ile gelmiş. Bizim derslere katılıyor.
Musti:
Aa ne hoş... adı ne, kız mı erkek mi?
Ablası:
Erkek, adı Cameron. Herkes onunla konuşmak için etrafına toplandı. Bir yandan İngilizce konuşmaya çalışıyorlar, bir yandan da ona, Türkçe kelimeler öğretiyorlardı.
Musti:
Peki senin neden keyfin yok abla?
Ablası:
Hiiç!
Musti:
Yoksa Cameron ile mi ilgili?
Ablası:
Biz Almanya’dan gelen Türk değil de Alman olsaydık, diyorum.
Musti:
Anladım. Sen bize karşı anlayışsız davranıldığından üzülmüşsün.
Ablası:
Hayır. Aslında bu gün anlayışsız da değil, ayrımcı davranıldığını düşündüm.
Musti:
Haklısın. Cameron’a ilgili, bize ise soğuk davranıyorlar. Oysa o da Türkçe konuşamıyor biz de az biliyoruz.
Ablası:
Bu bizim suçumuz değil ki.
Musti:
Neyse abla, boş ver. Belki bizi bir gün anlarlar.
****
Sahne 4
Okul... Musti'nin sınıfı. 7-8 öğrenci ve sıralar vardır.
Deniz:
Sen hastayken bir sınıf günü yapılacağını söyledi öğretmen. Belki sana da bir görev verir.
Musti:
Ben ne yapabilirim ki! İsterdim tabii.
Öğretmen içeri girer. Öğrenciler ayağa kalkar.
Öğretmen
Oturun çocuklar. Sınıf günümüz için görevleri bölüşelim.
Rol yeteneği olan beş öğrenci bir piyes hazırlasın.
Beş öğrenci parmak kaldırır. Öğretmen onaylar. Güzel şiir okuyan Deniz de bir şiirle katılıyordu değil mi?
Deniz:
Evet öğretmenim.
Öğretmen (Mustiye dönerek sorar):
Sen de Almanca bir şarkıyla katılmak ister misin Mustafa?
Musti:
Olur tabii. Sevinirim öğretmenim.
* * *
Sahne 5
Mustilerin ev. Musti annesiyle konuşmaktadır. Çok sevinçli ve hızlı hızlı anlatır.
Musti:.
Sınıf günü olacak anne, ben de şarkı söyleyeceğim. Deniz de şiir okuyor. Almanca bir şarkı söylersin dedi öğretmen.
Annesi:
Çok sevindim Musticiğim.
Ihlamuru bardağa dökerken Hadi, oğlum, iç bak, sıcak sıcak. Sesine iyi gelir
Musti’nin sınıfta arkadaşlarıyla ilişkisinde bu sınıf günü bir dönüm noktası olur. Deniz ile birlikte sınıf günü için sürpriz hazırlamaya karar verirler. Öğretmenden izin aldılar. Birlikte ders bitimlerinde çalışırlar. Bu sürpriz program bütün sınıfın merak konusudur.
Sahne... Sınıf günüdür.
Deniz:
YAZMAK İSTERDİM
Kavgayı yaprakların üzerine yazmak isterdim
Sonbahar gelsin yapraklar dökülsün diye.
Nefreti bulutların üzerine yazmak isterdim
Yağmur yağsın bulutlar dağılsın diye.
Öfkeyi karların üzerine yazmak isterdim
Güneş açsın karlar erisin diye.
Ve sevgiyi tüm yeni doğmuş bebeklerin yüreklerine yazmak isterdim
Onlarla büyüsün dünyayı sarsın diye.
Koro:
Okul şarkıları söylerler.
Musti:
Almanca şarkısını söyler.
ALKIŞLAR
Musti mikrofonu bırakmaz
Musti
Şimdi size bir sürprizimiz var.
Deniz de sahneye gelir. İzleyen öğrencilerde kıpırtılar olur. Heyecanla beklemektedirler.
Deniz folklor giysileri giymiştir. Musti de hemen kızılderili tüyleri olan bir şapka giyiverir. Karşılıklı geçerler. Hiç söz söylemeden, hareketler yapmaya başlarlar. Önce çekingen dururlar. Sonra selamlaşırlar ve acıktıklarını anlatmaya çalışırlar. Hareketleri birlikte gidip balık tutup yemek yeme şeklinde sürer. Karınları doyunca da oturup bir yerde uyur gibi yaparlar. Gösterileri beş dakika sürer.
Gösteri sonunda öğretmenleri sahneye gelir. Alkışlar durmaz.. Öğretmen kapanış konuşmasını şöyle bitirir:
Öğretmen
Hepinize katkılarınız için teşekkür ediyorum. Son gösteri pantomimde, nasıl da farklı insanlar, sessizlikte bile iyi dostluklar kurdular değil mi? Konuşma dilimizin farklı olması, hiç olmaması bizi kaynaştırmaya engel değil.
Sahne kapanır.
Piyes
Evin Okçuoğlu
Sahne 1
Yatak odası pencere yanı... Dışarıyı seyreden bir çocuk... giyimiyle boğazı sarılı haliyle hasta olduğu belli
Musti:
Ufff...canım sıkılıyor. Ablam hâlâ gelmedi. Bu gün Cuma diye tören vardır.
Anne içeriden seslenir:
Anne:
Ne dedin yavrum?
Musti:
Hiç anne, ablam dedim, hâlâ gelmedi de.
Kapı zili duyulur. Musti ıhlamur içmekte...
Musti:
Abla, hoş geldin. Benim ödevlerimi de aldın mı arkadaşımdan. Öğretmen pazartesi kontrol eder, yapmazsam olmaz.
Abla: Abla koca sırt çantasını yere bırakıp odasına doğru giderken
Aldım.
Abla biraz keyifsiz görünmektedir. Bir not kağıdı verir Musti'ye
Musti:
Neyin var abla, alay ettiler diye yine kavga mı ettiniz okulda? Ne olmuş yani biz bu şehre yeni geldik ve Türkçe’miz düzgün değil, ne yapalım. Alay etmeleri gerekmez ki. Bazı sözcükleri bulmakta zorlanıyoruz. Aklımıza hemen Almanca’sı geliyor.
Abla:
Boş ver konuşmaya değmez.
Musti:
Sınıfta sadece yanımda oturan Deniz’le iyi arkadaş olabildim. Diğerleri hep uzak duruyor. Aslında merak ediyorlar beni, biliyorum. Ama bir türlü yaklaşamıyorlar.
* * *
Sahne 2
Deniz annesiyle konuşuyor evde. Yeni öğrenciden söz ediyorlar.
Deniz:
Anne bizim sınıfa yeni gelen Almancı çocuk var ya...Adı Mustafa... Musti diyorlarmış ona. Benim yanımda oturuyor sınıfta. Bana geçen gün dedi ki ‘Deniz sen iyi arkadaş, ben çok zor Türkçe konuşabilir. Ama sen beni anladın.’ Dinlemek ve anlamaya çalışmak istemiyor diğer çocuklar. O da çok sessiz.
Deniz'in Annesi:
Kızım, konuşmazsanız nasıl öğrenecek Türkçe’yi? Sen arkadaşlarına söyle, böyle davranmasınlar.
Deniz:
Bu gün okula da gelmedi. Hastaymış. Ablası benden ödevleri aldı. O bizden üç sınıf büyük.
* * *
Sahne 3
Musti, ablasının yanına gider okuldan haberler almak ister.
Ablası:
Bu gün okula konuk bir öğrenci geldi. Avustralya’dan öğrenci değişimi ile gelmiş. Bizim derslere katılıyor.
Musti:
Aa ne hoş... adı ne, kız mı erkek mi?
Ablası:
Erkek, adı Cameron. Herkes onunla konuşmak için etrafına toplandı. Bir yandan İngilizce konuşmaya çalışıyorlar, bir yandan da ona, Türkçe kelimeler öğretiyorlardı.
Musti:
Peki senin neden keyfin yok abla?
Ablası:
Hiiç!
Musti:
Yoksa Cameron ile mi ilgili?
Ablası:
Biz Almanya’dan gelen Türk değil de Alman olsaydık, diyorum.
Musti:
Anladım. Sen bize karşı anlayışsız davranıldığından üzülmüşsün.
Ablası:
Hayır. Aslında bu gün anlayışsız da değil, ayrımcı davranıldığını düşündüm.
Musti:
Haklısın. Cameron’a ilgili, bize ise soğuk davranıyorlar. Oysa o da Türkçe konuşamıyor biz de az biliyoruz.
Ablası:
Bu bizim suçumuz değil ki.
Musti:
Neyse abla, boş ver. Belki bizi bir gün anlarlar.
****
Sahne 4
Okul... Musti'nin sınıfı. 7-8 öğrenci ve sıralar vardır.
Deniz:
Sen hastayken bir sınıf günü yapılacağını söyledi öğretmen. Belki sana da bir görev verir.
Musti:
Ben ne yapabilirim ki! İsterdim tabii.
Öğretmen içeri girer. Öğrenciler ayağa kalkar.
Öğretmen
Oturun çocuklar. Sınıf günümüz için görevleri bölüşelim.
Rol yeteneği olan beş öğrenci bir piyes hazırlasın.
Beş öğrenci parmak kaldırır. Öğretmen onaylar. Güzel şiir okuyan Deniz de bir şiirle katılıyordu değil mi?
Deniz:
Evet öğretmenim.
Öğretmen (Mustiye dönerek sorar):
Sen de Almanca bir şarkıyla katılmak ister misin Mustafa?
Musti:
Olur tabii. Sevinirim öğretmenim.
* * *
Sahne 5
Mustilerin ev. Musti annesiyle konuşmaktadır. Çok sevinçli ve hızlı hızlı anlatır.
Musti:.
Sınıf günü olacak anne, ben de şarkı söyleyeceğim. Deniz de şiir okuyor. Almanca bir şarkı söylersin dedi öğretmen.
Annesi:
Çok sevindim Musticiğim.
Ihlamuru bardağa dökerken Hadi, oğlum, iç bak, sıcak sıcak. Sesine iyi gelir
Musti’nin sınıfta arkadaşlarıyla ilişkisinde bu sınıf günü bir dönüm noktası olur. Deniz ile birlikte sınıf günü için sürpriz hazırlamaya karar verirler. Öğretmenden izin aldılar. Birlikte ders bitimlerinde çalışırlar. Bu sürpriz program bütün sınıfın merak konusudur.
Sahne... Sınıf günüdür.
Deniz:
YAZMAK İSTERDİM
Kavgayı yaprakların üzerine yazmak isterdim
Sonbahar gelsin yapraklar dökülsün diye.
Nefreti bulutların üzerine yazmak isterdim
Yağmur yağsın bulutlar dağılsın diye.
Öfkeyi karların üzerine yazmak isterdim
Güneş açsın karlar erisin diye.
Ve sevgiyi tüm yeni doğmuş bebeklerin yüreklerine yazmak isterdim
Onlarla büyüsün dünyayı sarsın diye.
Koro:
Okul şarkıları söylerler.
Musti:
Almanca şarkısını söyler.
ALKIŞLAR
Musti mikrofonu bırakmaz
Musti
Şimdi size bir sürprizimiz var.
Deniz de sahneye gelir. İzleyen öğrencilerde kıpırtılar olur. Heyecanla beklemektedirler.
Deniz folklor giysileri giymiştir. Musti de hemen kızılderili tüyleri olan bir şapka giyiverir. Karşılıklı geçerler. Hiç söz söylemeden, hareketler yapmaya başlarlar. Önce çekingen dururlar. Sonra selamlaşırlar ve acıktıklarını anlatmaya çalışırlar. Hareketleri birlikte gidip balık tutup yemek yeme şeklinde sürer. Karınları doyunca da oturup bir yerde uyur gibi yaparlar. Gösterileri beş dakika sürer.
Gösteri sonunda öğretmenleri sahneye gelir. Alkışlar durmaz.. Öğretmen kapanış konuşmasını şöyle bitirir:
Öğretmen
Hepinize katkılarınız için teşekkür ediyorum. Son gösteri pantomimde, nasıl da farklı insanlar, sessizlikte bile iyi dostluklar kurdular değil mi? Konuşma dilimizin farklı olması, hiç olmaması bizi kaynaştırmaya engel değil.
Sahne kapanır.
21 Şubat 2008 Perşembe
Keman Ağladı
Fazıl Say’ın dünya prömiyerinde
Haremde vurmalı yaylı çığlığıyla Katibim motifli 1001 Gecesi
Patricia gelincik ağlaması
Neyce konuşan keman
Kuş cıvıltısı
Aşkın yakarışı
piyanonun kemanlaştığı, kemanın neyleştiği gecede Summertime da Fazıl'ın aleme hediyesi...
İsviçre'den Canlı Yayın 20 Şubat 2008 Haber Türk'e teşekkürlerle.
Haremde vurmalı yaylı çığlığıyla Katibim motifli 1001 Gecesi
Patricia gelincik ağlaması
Neyce konuşan keman
Kuş cıvıltısı
Aşkın yakarışı
piyanonun kemanlaştığı, kemanın neyleştiği gecede Summertime da Fazıl'ın aleme hediyesi...
İsviçre'den Canlı Yayın 20 Şubat 2008 Haber Türk'e teşekkürlerle.
20 Şubat 2008 Çarşamba
Şehir Kokusu
çorba ısıtır analar bir ucunda kentin çamaşır asarlar
okul dönüşü servisidir tüm tıkalı kılcalların suçlusu
kentin damarı sokak karartır yüzünü bir yanında
çekilen bıçaklar konuşturur namusu
kiralık bedenler küfürleşir üvey ellerde
memelerinde süt kokusu buram buramdır hiç tanınmadık yanında şehrin
çarpıntısı tutar uçurum ilişkilerin yan yana yabancılığından
elektriksel uğultusunda çöker geceler dumanlı yokuşlarına varoşun
nerede biterse kent orada bir başka doğar gün.
Evin Okçuoğlu
okul dönüşü servisidir tüm tıkalı kılcalların suçlusu
kentin damarı sokak karartır yüzünü bir yanında
çekilen bıçaklar konuşturur namusu
kiralık bedenler küfürleşir üvey ellerde
memelerinde süt kokusu buram buramdır hiç tanınmadık yanında şehrin
çarpıntısı tutar uçurum ilişkilerin yan yana yabancılığından
elektriksel uğultusunda çöker geceler dumanlı yokuşlarına varoşun
nerede biterse kent orada bir başka doğar gün.
Evin Okçuoğlu
17 Şubat 2008 Pazar
evin okçuoğlu
Quote
Kaplumbağa
Yaşanan günlerle ilgili sohbet ediyorlardı. Adam kaplumbağalardan söz etmeye başladı. Kadın konuyla ne alakası var dedi. Adam bir yol düşün dedi, kaplumbağa yola koyulmuş ilerliyor. Birden bir el uzanıyor tepesinden. Tutup ters çeviriyor kaplumbağayı. Kaplumbağa debelenmeye başlıyor. Kendi başına düz dönmesi olanaksız bir hayvan. Umarsızca onu ters çeviren elin tekrar üzerine uzanmasını dileyecektir. Felaketini yaratan elin kurtarıcı olmasını umacaktır.
Kadın düşündü bir süre.
İyi ki insanız dedi.
Kaplumbağa
Yaşanan günlerle ilgili sohbet ediyorlardı. Adam kaplumbağalardan söz etmeye başladı. Kadın konuyla ne alakası var dedi. Adam bir yol düşün dedi, kaplumbağa yola koyulmuş ilerliyor. Birden bir el uzanıyor tepesinden. Tutup ters çeviriyor kaplumbağayı. Kaplumbağa debelenmeye başlıyor. Kendi başına düz dönmesi olanaksız bir hayvan. Umarsızca onu ters çeviren elin tekrar üzerine uzanmasını dileyecektir. Felaketini yaratan elin kurtarıcı olmasını umacaktır.
Kadın düşündü bir süre.
İyi ki insanız dedi.
10 Aralık 2007 Pazartesi
İç Sessizliği
Gelincik fırtınasıydı sustu içim
Anne eteğinden koparılıştı
Ok demetiydi dokunan benliğe
Yakalanışımdı tel tel liğme liğme
Yüreğimin gece yarılarıydı
Ezilişti, yıkılmadan önce
Yüzyıllar öncesinden bir anı
Çözülsem saçılacaktı önüme
Dize gelişti her döne döne sönüşte
Saklı kalan evinimdi hücremde
Oynaktı sonra edalı hatta işveli
Kaldırdı dansa beni bir keman sesi.
Evin Okçuoğlu
28 Kasım 2007 Çarşamba
Trende
havasızlığımıza bulaşırdı soğuk
her istasyondan uykulu yüzler toplardık
ayakta yolcu adedindeydi gözümüz
bir de karşımızdakinin gazetesinde
hayal gar Haydarpaşa’ya varmadan biterdi yolculuk
acelesi olmayan işsizler kalırdı en sona
tünellerde çığlık atardı bir çocuk
karanlığımıza dönerdik tünellerden sonra
her istasyondan uykulu yüzler toplardık
ayakta yolcu adedindeydi gözümüz
bir de karşımızdakinin gazetesinde
hayal gar Haydarpaşa’ya varmadan biterdi yolculuk
acelesi olmayan işsizler kalırdı en sona
tünellerde çığlık atardı bir çocuk
karanlığımıza dönerdik tünellerden sonra
18 Kasım 2007 Pazar
30 Ekim 2007 Salı
13 Ekim 2007 Cumartesi
Ay Titreyişi
12 Eylül 2007 Çarşamba
KIŞ AĞLAMASI

Kış ağlaması taşır dağ sırtları buralarda
Ağ örer kapılarda ayaz kesiği
Uçsuz bucaksız ak örtüyü kaldırır sonra güneş
Köpürür ırmaklar o zaman, kavuşur göle
Pamuksu gökten kopar dağdan inen su
Ancak kayalara çarpa çarpa durulur
Sen daha ılık bir aymazlıktasın
Dalından bir yaprağı koy vermedin akan suya
Yığılmadın sert rüzgarla bir kuytuya
Oysa çiyleri toplasan üzerinde, elmas iğne olursun
Kapılsak suya birlikte damla damla inci kolyeyiz
Ne geldiğimiz yer ne varacağımız umrumuzda
Ağ örer kapılarda ayaz kesiği
Uçsuz bucaksız ak örtüyü kaldırır sonra güneş
Köpürür ırmaklar o zaman, kavuşur göle
Pamuksu gökten kopar dağdan inen su
Ancak kayalara çarpa çarpa durulur
Sen daha ılık bir aymazlıktasın
Dalından bir yaprağı koy vermedin akan suya
Yığılmadın sert rüzgarla bir kuytuya
Oysa çiyleri toplasan üzerinde, elmas iğne olursun
Kapılsak suya birlikte damla damla inci kolyeyiz
Ne geldiğimiz yer ne varacağımız umrumuzda
Evin Okçuoğlu
8 Eylül 2007 Cumartesi
UZAK SEVGİLİLER
Sis bastırmış iyice, sular yükselmiş
Yolu yok haber salmanın, mektup iletmenin
Sadece ay-bulutlar ötesinde, mavi gökte-
Parlıyor üzerinde uzak sevgililerin
Bütün gün aklımda bu, neye baksam
Yürek dayanmıyor.
Açılması güç bir kilit gibi çatık kaşlarım
Her gece, gölgesi gelir diye düşümde
Yarısını ona ayırıyorum üstümdeki yorganın.
-Li Tai Pe-
Yolu yok haber salmanın, mektup iletmenin
Sadece ay-bulutlar ötesinde, mavi gökte-
Parlıyor üzerinde uzak sevgililerin
Bütün gün aklımda bu, neye baksam
Yürek dayanmıyor.
Açılması güç bir kilit gibi çatık kaşlarım
Her gece, gölgesi gelir diye düşümde
Yarısını ona ayırıyorum üstümdeki yorganın.
-Li Tai Pe-
19 Ağustos 2007 Pazar
Sözler Eğrilir
sözler eğrilir göz göze
görünmez bükük boynum
siyah örtüsüne gecenin,
iyice sarılınca
yalandır kıvrımı suyun,
titreşen kıyıda
kumdan kalelerim de yalan
kaçıp giden sayfamdan
sözüm düşer geceden
yoluna serpilir endam
aşka en yakın içkidir içtiğim
başı hoş edendir bu naz
koklasam yosununu dökecek göz
dağılacak nefesimden saçları.
sözler eğrilir göz göze
görünmez bükük boynum
siyah örtüsüne gecenin,
iyice sarılınca
yalandır kıvrımı suyun,
titreşen kıyıda
kumdan kalelerim de yalan
kaçıp giden sayfamdan
sözüm düşer geceden
yoluna serpilir endam
aşka en yakın içkidir içtiğim
başı hoş edendir bu naz
koklasam yosununu dökecek göz
dağılacak nefesimden saçları.
6 Temmuz 2007 Cuma
KARŞIN’IN SATILDIĞI KİTABEVLERİ
ANKARA
DOST KİTABEVİ
KARANFİL SOKAK NO:11/A KIZILAY/ANKARA
TEL:0/312/4172901
DOST KİTABEVİ
KONUR SOK NO:4/A KIZILAY/ANKARA
TEL: 0/312/418 83 27
BİLİM SANAT
KONUR SOK NO:11/A KIZILAY/ANKARA
TEL:0/312/418 75 22
İMGE
KONUR SOK.NO:17/A KIZILAY/ANKARA
TEL:0/312/4199310-11
İNDEX
SELANİK CAD.NO:1/B KIZILAY/ANKARA
TEL:
ARTI MÜZİK
ARCADIUM ALIŞVERİŞ MERKEZİ NO:223-224 ÇAYYOLU/ANKARA
TEL:0/312/2406545
İZMİR
İLETİŞİM KİTABEVİ
1443. SOK.48/A ALSANCAK/İZMİR
TEL:0/232/4632301
KABİLE KİTABEVİ
859.SOK NO:3/B-C KONAK/İZMİR
TEL:0/232/4253758
YAKIN KİTABEVİ
KIBRIS ŞEHİTLERİ CAD.1464.SOK. NO:6/A ALSANCAK/İZMİR
TEL: 0/232/421 81 69
PAN KİTABEVİ
1713 SOKAK 17 / A-B TİYATRO SOKAĞI KARŞIYAKA/İZMİR
TEL : 0/232/369 11 99
KİTAP PARK KÜLTÜR SANAT MERKEZİ
PİRİNÇ CENTER ARKASI HİSARÖNÜ/KEMERALTI/İZMİR
İSTANBUL
ANADOLU YAKASI
NEZİH KİTABEVİ
MÜHÜRDAR CAD. NO:68 KADIKÖY/İSTANBUL
TEL:0/216/4501010
İMGE KİTABEVİ
MÜHÜRDAR CAD. NO:80 KADIKÖY/İSTANBUL
TEL:0/216/348 60 58
SEYHAN KİTABEVİ
MUVAKKİTHANE CAD. NO:9 KADIKÖY/İSTANBUL
TEL:0/216/414 12 53
NEMESİS KİTABEVİ
YALI MAH. ESKİ BELEDİYE SOK. NO:6/12 MALTEPE/İSTANBUL
TEL: 0/216/442 87 48
AVRUPA YAKASI
KABALCI KİTABEVİ
ORTABAHÇE CAD. NO:22-24 BEŞİKTAŞ/İSTANBUL
TEL:0/212/327 33 22
MEPHİSTO KİTABEVİ
İSTİKLAL CADDESİ NO:125 BEYOĞLU/İSTANBUL
TEL:0/212/249 06 96
PANDORA KİTABEVİ
İSTİKLAL CAD. BÜYÜKPARMAKKAPI SOK. NO:3 BEYOĞLU/İSTANBUL
TEL:0/212/243 35 03
YAPI SANATEVİ
İSTİKLAL CAD. RUMELİ HAN C BLOK KAT:3 NO:88/35 TAKSİM/İSTANBUL
TEL:0/212/244 77 72
ESKİŞEHİR
ADIMLAR KİTABEVİ
HOŞNUDİYE MAH. BAYRAK SOK. NO:9
(DOKTORLAR CAD. AKBANK ARKASI) ESKİŞEHİR
TEL:0/222/221 62 29
İNSANCIL KİTABEVİ
İSTİKLAL MAH. YEŞİLTEPE SOK. NO:33 ESKİŞEHİR
TEL:0/222/221 34 41
ADA KİTABEVİ
ESKİŞEHİR
KEDİ KİTABEVİ
İSTİKLAL MAHALLESİ PORSUK BULVARI NO:67/B ESKİŞEHİR
SAMSUN
DİZE KİTAP
İSTİKLAL CAD. 34/A SAMSUN
TEL:0/362/435 55 85
DENİZ KÜLTÜR MERKEZİ
İSTİKLAL CAD. 57/B SAMSUN
TEL:0/362/432 35 47
KİTAPÇI
ULUGAZİ MAH. İSTİKLAL CAD. NO:35 SAMSUN
TEL:0/362/432 97 97
MERSİN
ÜTOPYA KÜLTÜR MERKEZİ
ÇANKAYA MAH. 108 CAD. NO:3/1 KÜÇÜKHAMAMDURAĞI/MERSİN
TEL:0/324/238 51 52
ANKARA
DOST KİTABEVİ
KARANFİL SOKAK NO:11/A KIZILAY/ANKARA
TEL:0/312/4172901
DOST KİTABEVİ
KONUR SOK NO:4/A KIZILAY/ANKARA
TEL: 0/312/418 83 27
BİLİM SANAT
KONUR SOK NO:11/A KIZILAY/ANKARA
TEL:0/312/418 75 22
İMGE
KONUR SOK.NO:17/A KIZILAY/ANKARA
TEL:0/312/4199310-11
İNDEX
SELANİK CAD.NO:1/B KIZILAY/ANKARA
TEL:
ARTI MÜZİK
ARCADIUM ALIŞVERİŞ MERKEZİ NO:223-224 ÇAYYOLU/ANKARA
TEL:0/312/2406545
İZMİR
İLETİŞİM KİTABEVİ
1443. SOK.48/A ALSANCAK/İZMİR
TEL:0/232/4632301
KABİLE KİTABEVİ
859.SOK NO:3/B-C KONAK/İZMİR
TEL:0/232/4253758
YAKIN KİTABEVİ
KIBRIS ŞEHİTLERİ CAD.1464.SOK. NO:6/A ALSANCAK/İZMİR
TEL: 0/232/421 81 69
PAN KİTABEVİ
1713 SOKAK 17 / A-B TİYATRO SOKAĞI KARŞIYAKA/İZMİR
TEL : 0/232/369 11 99
KİTAP PARK KÜLTÜR SANAT MERKEZİ
PİRİNÇ CENTER ARKASI HİSARÖNÜ/KEMERALTI/İZMİR
İSTANBUL
ANADOLU YAKASI
NEZİH KİTABEVİ
MÜHÜRDAR CAD. NO:68 KADIKÖY/İSTANBUL
TEL:0/216/4501010
İMGE KİTABEVİ
MÜHÜRDAR CAD. NO:80 KADIKÖY/İSTANBUL
TEL:0/216/348 60 58
SEYHAN KİTABEVİ
MUVAKKİTHANE CAD. NO:9 KADIKÖY/İSTANBUL
TEL:0/216/414 12 53
NEMESİS KİTABEVİ
YALI MAH. ESKİ BELEDİYE SOK. NO:6/12 MALTEPE/İSTANBUL
TEL: 0/216/442 87 48
AVRUPA YAKASI
KABALCI KİTABEVİ
ORTABAHÇE CAD. NO:22-24 BEŞİKTAŞ/İSTANBUL
TEL:0/212/327 33 22
MEPHİSTO KİTABEVİ
İSTİKLAL CADDESİ NO:125 BEYOĞLU/İSTANBUL
TEL:0/212/249 06 96
PANDORA KİTABEVİ
İSTİKLAL CAD. BÜYÜKPARMAKKAPI SOK. NO:3 BEYOĞLU/İSTANBUL
TEL:0/212/243 35 03
YAPI SANATEVİ
İSTİKLAL CAD. RUMELİ HAN C BLOK KAT:3 NO:88/35 TAKSİM/İSTANBUL
TEL:0/212/244 77 72
ESKİŞEHİR
ADIMLAR KİTABEVİ
HOŞNUDİYE MAH. BAYRAK SOK. NO:9
(DOKTORLAR CAD. AKBANK ARKASI) ESKİŞEHİR
TEL:0/222/221 62 29
İNSANCIL KİTABEVİ
İSTİKLAL MAH. YEŞİLTEPE SOK. NO:33 ESKİŞEHİR
TEL:0/222/221 34 41
ADA KİTABEVİ
ESKİŞEHİR
KEDİ KİTABEVİ
İSTİKLAL MAHALLESİ PORSUK BULVARI NO:67/B ESKİŞEHİR
SAMSUN
DİZE KİTAP
İSTİKLAL CAD. 34/A SAMSUN
TEL:0/362/435 55 85
DENİZ KÜLTÜR MERKEZİ
İSTİKLAL CAD. 57/B SAMSUN
TEL:0/362/432 35 47
KİTAPÇI
ULUGAZİ MAH. İSTİKLAL CAD. NO:35 SAMSUN
TEL:0/362/432 97 97
MERSİN
ÜTOPYA KÜLTÜR MERKEZİ
ÇANKAYA MAH. 108 CAD. NO:3/1 KÜÇÜKHAMAMDURAĞI/MERSİN
TEL:0/324/238 51 52
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




